25 Ocak 2010 Pazartesi
Kar Kardeş Bana Söz Ver.
okurdan istek
bkz. sahibi lüpteni tanıyo. =)
23 Ocak 2010 Cumartesi
22 Ocak 2010 Cuma

şuana kadar bir kişi beğendi.(bkz. burcu)
ben çok isteyerek takmamıştım zaten,
kafam üşümesin diye falandı çok çok.
neyse, bu başlığın üstünde bir çiçek var.
aynaya da bakamıyorum ki!
malum, göz anlamaz güzellikten
nerdeyse hiçbir zaman.
21 Ocak 2010 Perşembe
20 Ocak 2010 Çarşamba
Bir soru işareti.
bende tesadüfen öğrendim. yani angienin blogunda yorum yaptıını görüp "aaaaa kimmiş bu rory?" diyip profiline baktım ve ordan kendi blogu olduğunu gördüm.
şimdi asıl soru geliyor. acaba insanlar bunu "ben kişisi" için yapmışlar mıdır? yoksa bi meraklı ben miyimdir?
hımmm.
Film iki nokta üstüste a christmass story
Hani hissedilen sıcaklık gerçek sıcaklıktan yazın yüksek kışın düşük olurya, dün biz bunu anlayacak kadar bile hissetmiyorduk. Evet, donduk demeye çalışıyorum.
Filmde emeği geçen tüm tüm tüm tüm güzel insanlar sizi çok seviyorum. Sıcak evlerinden bizim için saatler boyu ayrı kalan insanlar, hepinize sıcak sıcak gülümsüyorum.
Ha bu arada bankamatiklerin içi hiçde sıcak değildi güvenlikçi abi! Sana burdan somurtan surat yolluyorum.
Neyseki bu kadar soğuk olması filmin Christmass atmosferine katkı sağladı(:p) çok güzel bir iş çıkardığımızı düşünüyoruz ve içimize sindi gibi. Şimdi montajı bekleme zamanı.
19 Ocak 2010 Salı
Sabun Köpüğünden Hayaller
Bu post bir taslak halindedi. Önce bir müddet (blogu açtığımdan beri) kafamda bekledi, sonra bloggerda taslaklar arasında yerini aldı. Hani demiştim ya bir gün anlatçam blogun ismi nerden geliyor diye.... Gün bugündür: Pins and Bubbles.
Hani küçükken sabunlu sudan balon yapardık. Saatlerce mutlu mutlu oynardık. O baloncukların kısa yaşamları bizi mutlu etmeye yeterdi. Yere düşüp patlayıp yok olduklarında üzülür ama hemen yenilerini yapıp kendimizi teselli ederdik bir bakıma. En büyük baloncuğu yapmak büyük marifet isterdi. Büyük uğraşlar, onlarca kez denemeden sonra yapılan, içine büyük umutlar, hayaller yüklediğimiz o koca baloncuğu afacan bir çocuk gelip patlatır, adeta hevesimizi kırar ve hayallerimizi yıkardı. Üzerdi bizi. Bir daha o kadar büyük bir baloncuk yapamayacak olmanın verdiği çaresizlik yiyip bitirirdi küçük kalplerimizi. Hassas olanlarımızın gözünden yaş bile gelirdi belki. Sonra büyüdük. Biz büyüdükçe baloncuklar da büyüdü ve yok edilmeleri daha çok acıtır oldu. Şekilleri değişti onların belki, belki hissettirdikleri... ama o afacan çocuklar hiç kaybolmadı. Avuçlarında sakladıkları iğnelerle küçük dünyamızdaki büyük balonlarımızı yok ettiler. Onlar için kolaydı. Peki ya biz?
A guy with a pin to burst your bubble
That's what you get for all your trouble.
I'll never fall in love again.
I'll never fall in love again.
i'll never fall in love again by tok tok tok
Yine groovesharkta dolaştığım bir günde tanıştığım inanılmaz güzel bir şarkının sözleriydi bunlar. Sanki senelerdir kafamda olup da bir türlü yazıya geçiremediklerimdi. Neler hissettiğimi anlatmak zor ama bir kaç damla yaş yanaklarımdan aşağıya süzülürken daha fazla dayanamayacağımı anladım. O an bir şey yapamadım belki ama şarkıyı her dinlediğimde içimde kabaran duygular bir gün patlak verdi ve bu blogu açıp adını da pinsandbubbles koydum. internette yaptığım bir araştırma sonucu da siyah-beyaz o muhteşem olduğunu düşündüğüm fotoğrafı buldum. bana çok şey anlatıyor baktıkça.
Uzun lafın kısası, bu blog bir hayalkırıklığında doğmuştur ve burdaki yazılar gücünü kırığın derinliklerinden alır.
snow is snowing and the water is boiling.
http://www.zenexecutive.com/wp-content/uploads/2009/02/snow_waiting_john_queen_01.jpg A cold blanket
that all but one sense
succesfully percieves...
all it can do
is to shake your bones
as you look out the window
knowing it's the only blanket
available for those who sleep on the park benches.
the water has boiled and
my coffee is ready.
under my blanket
i'm watching thee.
Olmayan uğur böceklerim
let's hope someone hears. or listens. (to)me.
17 Ocak 2010 Pazar
Üş-en-geç
arada bir space tuşu yerine noktaya basıyorum. böylece cümlelerim kısalıyor. dil kurallarını göz ardı etsek de napalım artık. burası özgür bir ülke diil mi?
dibebirnot: buraı derken, ladybuglı pins and bubbles blogunu kastediorm.
ayrıca, amma saçmaladım dimi? silsem mi bunu ne?
üşengecim, sil butonunu bulacak kadar bile.
Radikal Kararlar
Radikal kararlar demiştim ya:
Dün canan blogu öğrendi. "Pek ama hoş" buldu. Önce o öğrencek demiştim ya, artık sırada diğerleri var. Ne zaman hazır hissedersem onlarda öğrencek.
Artık "kim beni seviyor?" köşesi boş değil. Alfred Skilton, I love you too.
Ha bide uğur böceği var tabii. Ben çok severim ladybugları. Uzun zamandır bloguma (sahipleniyomuyum ne?) şöyle güzel ama gri bir görünüş arıyordum. Sanırım buldum.
Doğum günüme 58 gün falan varmış. Az mı ne? (who cares.)
BÜYÜK HARFLERLE GELEN EDIT: "hoş ama pek." olmalıymış. yanılmışım.
16 Ocak 2010 Cumartesi
bvuuu
here open wide here comes original sin
bvuuuuuuuuuuu
şarkı. uçak. sin. min. güzel şeyler.
15 Ocak 2010 Cuma
maderden inciler.
(canan söyledi)
(evet, adını canan koydum.)
11 Ocak 2010 Pazartesi
Mevsim Rüzgarları...
O zaman hatırlarım
Çocukluk rüyalarım, şeytan uçurtmalarım
Öper beni annem yanaklarımdan
Güzel bir rüyada
Sanki sevdiklerim hayattalarken hala
Akşama doğru azalırsa yağmur
Kız kulesi ve adalar
Ah burda olsan
Çok güzel hala
İstanbul'da sonbahar
Her zaman kolay değil sevmeden sevişmek
Tanımak bir vücudu
Yavaşça öğrenmek, alışmak ve kaybetmek
İstanbul bugün yorgun, üzgün ve yaşlanmış
Biraz kilo almış
Ağlamış yine, rimelleri akıyor
Ne güzel şarkıdır diil mi? İddaa ediyorum, yaşıtım her 10 kişiden 9u birilerinin bu şarkıyı sölediini duyunca eşlik edeceklerdir... ahh mevsim rüzgarları.... sonbahar geçti gerçi farkedene, hava soğudu eldiven takmak şart oldu...
Bugünü de belasız atlatmak güzel oldu kabul ediyorum. Korkulan kadar can acıtmadı coğrafya sınavı... Ama benim başımda kavak yelleri eserken, İstanbul'un hakim rüzgar yönü neydi merak etmiyor değilim açıkçası... Sorsam cevap verebilir mi dersiniz?
güzel detay: "Lodos istanbul'da hakim bie rüzgardır çünkü vapur seferleri iptal oluo" e.y.
4 Ocak 2010 Pazartesi
3 Ocak 2010 Pazar
"ben senin saçlarını, suçlar bakışlarını, geveze susmalarını bile özledim"
hayatın bi cilvesi olarak, ekşide karşıma çıktı bu benim. gerçekten inanılmaz. hele de geveze susmalar... anca bu kadar güzel ifade edilebilirdi.
Eğlencelik
neden?
hani bazen kendi kendinize gülersiniz de etraftakiler "niye güldün bize de söyle?!!" dediklerinde "hiiiçç, aklıma komik bişi geldi de" dersiniz ya... ve o aklınıza gelen şey hiçbir zaman komik diildir, ve o gülümseme ironik bir dışavurumdur ya.. işte bu yüzden. insanın içindeki ses ona komik bişi söylemiyor hiçbir zaman. en azından bende böyle.
işte bu blog da içimdeki sesin ayna buğusundaki yansıması olduğuna göre, güldüren bişiyler aramak bulamamakla sonuçlanıyor. ne garip değil mi?
Bubbles iki b'ye yazılır!
Belki henüz içselleştiremediğimden belkide öksüz bırakmak istediğimden blogu bilmiorm ama o listeye hiç sokmıycakmışım bu adresi gibi bi his var içimde. zaten hep böyle diilmiyim ben? içimde herkes için ayrı ayrı yerler var, ama kendimi mümkün olduğunca engelliyorum. hiçde ii bişi diil bu.çünkü diğerleri böyle değiller genelde. içlerinde size ayırdıkları yerleri zamanla başkaları ile doldurduklarında yada herhangi bir nedenle o yeri boş bırakmaya karar verdiklerinde (son kullanma tarihiniz geçtiğinde) yaşadığınız şeyi anlayamıyorlar çünkü. ve birden yapayalnız kalıorsunuz.
birşeyleri gerçekten anlatmaya çalışıyorsam eğer kurduğum cümleler uzun ve anlaşılmaz oluyor. Öte yandan diğer zamanlarda kısa cümleler kuruyorum ve yine anlaşılamayabiliyorum. daha öncede söledim anlaşılma kaygım yok diye ama anlanmaya çalışılmamak beni motive etmiyor kesinlikle. birilerine açık mektup olsun bu entry.
1 Ocak 2010 Cuma
Yılbaşı falan.
Bidaha gördüm, anladım, hissettim, tepeden bakınca istanbul'a şehir bir ayrı güzel oluyor.
Haa bide çeyrek biletime amorti çıktı: 7'yi sevmesemde hep güvenmişimdir ona zaten heryerde uğurlu rakamım olduğu söylendiği için.

