25 Ocak 2010 Pazartesi

1111

Beni öyle bir yalana inandır ki,
Ömrümce sürsün doğruluğu.

özdemir asaf.

Kar Kardeş Bana Söz Ver.

Geç mi desem erken mi desem bilemiyorum ama yağdın ve etraf bembeyaz oldu kar kardeş. Biriyle kardan adam yapıp eğlenemeyecek kadar yalnızım. Yolda gördüğüm kardan adamlarla fotoğraf çektirip eğlenebilirim anca.Beyaz, temiz, pamuk gibi olmanın dışında soğuksun kar kardeş. Hemde çok çok çok soğuk. Ama ne yalan söyleyeyim çok da çekicisin. Sen nazlı nazlı düşüp hızlıca sonsuzluğa adım atarken siyah asfaltlar üzerinde benim içim içimi yiyor senle beraber yok olmak için. Masum yüzlü kötü arkadaş gibisin birazcık yani anlıyacağın. Senle gönlümce eğlenmek isterdim ama annem "arkadaşlarını seçerken dikkatli ol!" dedi. Bende kalkan ördüm sana karşı ne yapayım. Özür dilerim ama kendimi bir şekilde korumalıydım. Soğuk ellerin tenime değmesin diye büyük çaba gösterdim. Giyindim sıkı sıkı. Üşümek istemedim kar kardeş. Beni hasta etmene izin veremezdim. Kendimi korumaktı tek amacım. Ama sen ne yaptın? Bana tuzaklar kurdun durdun. Önce kaldırımları dondurup ayağımın kaydırdın. Ben daha az buzlu olan araba yolundan yürümeye kalkınca, arabaların üzerime doğru kayması sağladın.Sonra, tehditler savurdun bana koca koca apartmalardan önüme düşürdüğün buz kütleleriyle. Ya kolumu bacağımı kırıp evde kalmamı istedin, ya da hasta olup bu soğukta ateşten tir tir titrememi yorganın altında. Bilmiyorum kar kardeş. Ne istedin bilmiyorum. Ama şunu söylemeden geçemiyeceğim, ZAMANSIZ GELDİN. Kabul et! Barış yapmamızı istiyorsan, bundan iki hafta sonra, herkes seni unuttuktan sonra tekrar gel. Anca o zaman bu kadar yağdığında bana kendini affettirebilirsin. Çünkü anca o zaman evde oturup pencereden seni izlemeye tahammül edebilirim. Ee ne dersin? Gelicek misin?

okurdan istek

uğurböceği fonksyonum çalışmıyor diye yapılmayan yorumlar yüzünden üzülmüyor değilim. lütfen içinizden geldiği gibi yorumunuzu yapıp bana bir mail atınız. acıcık daha fazla zaman alır belki ama pls pls pls. lüpten lüpten lüpten.

bkz. sahibi lüpteni tanıyo. =)

23 Ocak 2010 Cumartesi

RC Filming Club Presents

http://www.youtube.com/watch?v=LmkyeWQ91ko

gülmek için izleyin, izletin.

22 Ocak 2010 Cuma


benim kırmızı bir başlığım var.
şuana kadar bir kişi beğendi.(bkz. burcu)
ben çok isteyerek takmamıştım zaten,
kafam üşümesin diye falandı çok çok.
malum hava bir soğuk bir soğuk.

neyse, bu başlığın üstünde bir çiçek var.
takınca çiçek yandamı olsa, önde mi olsa
yoksa arkada mı, karar veremiorm.
aynaya da bakamıyorum ki!
malum, göz anlamaz güzellikten
nerdeyse hiçbir zaman.

The line that stands out.

"so many paired things seem odd." by kay ryan

21 Ocak 2010 Perşembe

To canan's interest.

http://www.copenhagencyclechic.com/

cycling and denmark. nice one,huh?

20 Ocak 2010 Çarşamba

Bir soru işareti.

Bu arada z. adını değiştirmiş rory yapmış ve blog açmış.güle güle kullan z.!

bende tesadüfen öğrendim. yani angienin blogunda yorum yaptıını görüp "aaaaa kimmiş bu rory?" diyip profiline baktım ve ordan kendi blogu olduğunu gördüm.

şimdi asıl soru geliyor. acaba insanlar bunu "ben kişisi" için yapmışlar mıdır? yoksa bi meraklı ben miyimdir?

hımmm.

Film iki nokta üstüste a christmass story

Dün bütün öğleden sonramızı film çekerek geçirdik. İç mekan çekimleri, okulumuzun bilinmeyen köşelerinde ve sıcaktı. Ancak akşam üzeri yaptığımız dış mekan çekimleri sırasıyla burnumuzun, ellerimizin bacaklarımızın donmasına sebep oldu. Kameramızın şarjı bitince kantinde ısınalım kararı aldığımızda çenemizin bile donmuş olduğunu farkettik ki hava kararmıştı ve her yer BUZ gibiydi.

Hani hissedilen sıcaklık gerçek sıcaklıktan yazın yüksek kışın düşük olurya, dün biz bunu anlayacak kadar bile hissetmiyorduk. Evet, donduk demeye çalışıyorum.

Filmde emeği geçen tüm tüm tüm tüm güzel insanlar sizi çok seviyorum. Sıcak evlerinden bizim için saatler boyu ayrı kalan insanlar, hepinize sıcak sıcak gülümsüyorum.

Ha bu arada bankamatiklerin içi hiçde sıcak değildi güvenlikçi abi! Sana burdan somurtan surat yolluyorum.

Neyseki bu kadar soğuk olması filmin Christmass atmosferine katkı sağladı(:p) çok güzel bir iş çıkardığımızı düşünüyoruz ve içimize sindi gibi. Şimdi montajı bekleme zamanı.

19 Ocak 2010 Salı

Sabun Köpüğünden Hayaller

Bu post bir taslak halindedi. Önce bir müddet (blogu açtığımdan beri) kafamda bekledi, sonra bloggerda taslaklar arasında yerini aldı. Hani demiştim ya bir gün anlatçam blogun ismi nerden geliyor diye.... Gün bugündür: Pins and Bubbles.


Hani küçükken sabunlu sudan balon yapardık. Saatlerce mutlu mutlu oynardık. O baloncukların kısa yaşamları bizi mutlu etmeye yeterdi. Yere düşüp patlayıp yok olduklarında üzülür ama hemen yenilerini yapıp kendimizi teselli ederdik bir bakıma. En büyük baloncuğu yapmak büyük marifet isterdi. Büyük uğraşlar, onlarca kez denemeden sonra yapılan, içine büyük umutlar, hayaller yüklediğimiz o koca baloncuğu afacan bir çocuk gelip patlatır, adeta hevesimizi kırar ve hayallerimizi yıkardı. Üzerdi bizi. Bir daha o kadar büyük bir baloncuk yapamayacak olmanın verdiği çaresizlik yiyip bitirirdi küçük kalplerimizi. Hassas olanlarımızın gözünden yaş bile gelirdi belki. Sonra büyüdük. Biz büyüdükçe baloncuklar da büyüdü ve yok edilmeleri daha çok acıtır oldu. Şekilleri değişti onların belki, belki hissettirdikleri... ama o afacan çocuklar hiç kaybolmadı. Avuçlarında sakladıkları iğnelerle küçük dünyamızdaki büyük balonlarımızı yok ettiler. Onlar için kolaydı. Peki ya biz?


What do you get when you fall in love?

A guy with a pin to burst your bubble

That's what you get for all your trouble.

I'll never fall in love again.

I'll never fall in love again.

i'll never fall in love again by tok tok tok

Yine groovesharkta dolaştığım bir günde tanıştığım inanılmaz güzel bir şarkının sözleriydi bunlar. Sanki senelerdir kafamda olup da bir türlü yazıya geçiremediklerimdi. Neler hissettiğimi anlatmak zor ama bir kaç damla yaş yanaklarımdan aşağıya süzülürken daha fazla dayanamayacağımı anladım. O an bir şey yapamadım belki ama şarkıyı her dinlediğimde içimde kabaran duygular bir gün patlak verdi ve bu blogu açıp adını da pinsandbubbles koydum. internette yaptığım bir araştırma sonucu da siyah-beyaz o muhteşem olduğunu düşündüğüm fotoğrafı buldum. bana çok şey anlatıyor baktıkça.

Uzun lafın kısası, bu blog bir hayalkırıklığında doğmuştur ve burdaki yazılar gücünü kırığın derinliklerinden alır.

snow is snowing and the water is boiling.

http://www.zenexecutive.com/wp-content/uploads/2009/02/snow_waiting_john_queen_01.jpg



A cold blanket
that all but one sense
succesfully percieves...
all it can do
is to shake your bones
as you look out the window
knowing it's the only blanket
available for those who sleep on the park benches.




the water has boiled and
my coffee is ready.
under my blanket
i'm watching thee.


Olmayan uğur böceklerim

Evet an itibariyle hiç uğurböceğim yok gibi görünüyor. Bunun sebebi sevgili uğur böceklerimle aramıza teknik bir problemin girmiş olması. nasıl çözlür bilmiyorum. programming, coding vs. bilen biri beni duyuyor olabilir mi acaba?

let's hope someone hears. or listens. (to)me.

17 Ocak 2010 Pazar

Üş-en-geç

Yazılarımı okurken birsürü typo vs. hata görebilirsiniz. Türkçem falan bozuk olabilir. bilmiyorum. ama dönüp her yazıyı tek tek editlemek için şu an olduğumun 100 katı kadar az üşengeç olmamı gerektirir ki, böyle bir enerjiyi bana dünya üzerindeki tüm fıstıklı çikolatalar bir bütün olup verebilir mi bilemiyorum. evet mübalağa yaptım. ama neyse. yazdığım şeyleri kendim de okumakta zorlanacağım güne kadar böyle artık. napalım.

arada bir space tuşu yerine noktaya basıyorum. böylece cümlelerim kısalıyor. dil kurallarını göz ardı etsek de napalım artık. burası özgür bir ülke diil mi?

dibebirnot: buraı derken, ladybuglı pins and bubbles blogunu kastediorm.

ayrıca, amma saçmaladım dimi? silsem mi bunu ne?

üşengecim, sil butonunu bulacak kadar bile.

Radikal Kararlar

Okul neredeyse bitiyor. Ocak tatil havasını yüzümüze soğuk soğuk vuruyor. Bir pazar günü bugün. Elde bir tiyatro bileti ve bi ton fransızca çalışma kağıdı var. Yani çok iş az zaman ...

Radikal kararlar demiştim ya:

Dün canan blogu öğrendi. "Pek ama hoş" buldu. Önce o öğrencek demiştim ya, artık sırada diğerleri var. Ne zaman hazır hissedersem onlarda öğrencek.

Artık "kim beni seviyor?" köşesi boş değil. Alfred Skilton, I love you too.

Ha bide uğur böceği var tabii. Ben çok severim ladybugları. Uzun zamandır bloguma (sahipleniyomuyum ne?) şöyle güzel ama gri bir görünüş arıyordum. Sanırım buldum.

Doğum günüme 58 gün falan varmış. Az mı ne? (who cares.)


BÜYÜK HARFLERLE GELEN EDIT: "hoş ama pek." olmalıymış. yanılmışım.

16 Ocak 2010 Cumartesi

bvuuu

here open wide here comes original sin

here open wide here comes original sin

bvuuuuuuuuuuu



şarkı. uçak. sin. min. güzel şeyler.

15 Ocak 2010 Cuma

maderden inciler.

"Perhaps our planet should have been called 'water' instead of Earth."

(canan söyledi)
(evet, adını canan koydum.)

11 Ocak 2010 Pazartesi

Mevsim Rüzgarları...

Mevsim rüzgarları ne zaman eserse
O zaman hatırlarım
Çocukluk rüyalarım, şeytan uçurtmalarım

Öper beni annem yanaklarımdan
Güzel bir rüyada
Sanki sevdiklerim hayattalarken hala

Akşama doğru azalırsa yağmur
Kız kulesi ve adalar
Ah burda olsan
Çok güzel hala
İstanbul'da sonbahar

Her zaman kolay değil sevmeden sevişmek
Tanımak bir vücudu
Yavaşça öğrenmek, alışmak ve kaybetmek

İstanbul bugün yorgun, üzgün ve yaşlanmış
Biraz kilo almış
Ağlamış yine, rimelleri akıyor



Ne güzel şarkıdır diil mi? İddaa ediyorum, yaşıtım her 10 kişiden 9u birilerinin bu şarkıyı sölediini duyunca eşlik edeceklerdir... ahh mevsim rüzgarları.... sonbahar geçti gerçi farkedene, hava soğudu eldiven takmak şart oldu...

Bugünü de belasız atlatmak güzel oldu kabul ediyorum. Korkulan kadar can acıtmadı coğrafya sınavı... Ama benim başımda kavak yelleri eserken, İstanbul'un hakim rüzgar yönü neydi merak etmiyor değilim açıkçası... Sorsam cevap verebilir mi dersiniz?


güzel detay: "Lodos istanbul'da hakim bie rüzgardır çünkü vapur seferleri iptal oluo" e.y.

4 Ocak 2010 Pazartesi

blood blood blood

TOO MUCH BLOOD EVERYWHERE!
ya-za-mı-yo-rum. niye niye niye?!?!?!?!?!?!?!

3 Ocak 2010 Pazar

uzun zamandır görmediğim,çok özlediim bi arkadaşmla görüşmemizden bi gün sonra "saçların güzel olmuş" muhabbeti sırasında:

"ben senin saçlarını, suçlar bakışlarını, geveze susmalarını bile özledim"

hayatın bi cilvesi olarak, ekşide karşıma çıktı bu benim. gerçekten inanılmaz. hele de geveze susmalar... anca bu kadar güzel ifade edilebilirdi.

oyun.

21:21


sadece küçük bir oyun.

Eğlencelik

Şöyle bi baktımda geriye, girdiğim bir elin parmağını geçmeyecek sayıdaki entrynin hiçbiri eğlenceli diil. güldürmüyor insanı.gülümsetmiyor bile.

neden?

hani bazen kendi kendinize gülersiniz de etraftakiler "niye güldün bize de söyle?!!" dediklerinde "hiiiçç, aklıma komik bişi geldi de" dersiniz ya... ve o aklınıza gelen şey hiçbir zaman komik diildir, ve o gülümseme ironik bir dışavurumdur ya.. işte bu yüzden. insanın içindeki ses ona komik bişi söylemiyor hiçbir zaman. en azından bende böyle.

işte bu blog da içimdeki sesin ayna buğusundaki yansıması olduğuna göre, güldüren bişiyler aramak bulamamakla sonuçlanıyor. ne garip değil mi?

Bubbles iki b'ye yazılır!

kendi bloguma yani buraya gelebilmek için adres çubuğuna "pinsandbubles.blogspot.com" yazınca hep "bu isimde bir blog yok!" uyarısı çıkıyo. biraz spellingimin kötü olmasından birazsa klavyedeki b tuşunun arada bi takılmasından kaynaklanıo olsada bu durum, sizce de insanın kendi blogunun sık kullanılanlar listesinde olmaması garip bi durum diil mi? Üstelik o listede angienin, gsbnin,doncopynin, osdmnin,ferminin,şemosferin bloglarının yer alması ve benimkinin yer almaması durumu daha da ilginçletirmio mu?

Belki henüz içselleştiremediğimden belkide öksüz bırakmak istediğimden blogu bilmiorm ama o listeye hiç sokmıycakmışım bu adresi gibi bi his var içimde. zaten hep böyle diilmiyim ben? içimde herkes için ayrı ayrı yerler var, ama kendimi mümkün olduğunca engelliyorum. hiçde ii bişi diil bu.çünkü diğerleri böyle değiller genelde. içlerinde size ayırdıkları yerleri zamanla başkaları ile doldurduklarında yada herhangi bir nedenle o yeri boş bırakmaya karar verdiklerinde (son kullanma tarihiniz geçtiğinde) yaşadığınız şeyi anlayamıyorlar çünkü. ve birden yapayalnız kalıorsunuz.

birşeyleri gerçekten anlatmaya çalışıyorsam eğer kurduğum cümleler uzun ve anlaşılmaz oluyor. Öte yandan diğer zamanlarda kısa cümleler kuruyorum ve yine anlaşılamayabiliyorum. daha öncede söledim anlaşılma kaygım yok diye ama anlanmaya çalışılmamak beni motive etmiyor kesinlikle. birilerine açık mektup olsun bu entry.

1 Ocak 2010 Cuma

Yılbaşı falan.

Perşembe akşamı 12.30 evetyanış duymadığınız *aralıksız* on iki buçuk saat uyumamdan sonra yılbaşı gayet güzel geçti.

Bidaha gördüm, anladım, hissettim, tepeden bakınca istanbul'a şehir bir ayrı güzel oluyor.

Haa bide çeyrek biletime amorti çıktı: 7'yi sevmesemde hep güvenmişimdir ona zaten heryerde uğurlu rakamım olduğu söylendiği için.