"ICC? o da ne?"diyen olur mutlak. kendisi DI kapsamında ülkemizde yapılan organizasyonlardan biri. biz RC'li eski DIers olarak takım koçluğu yaparız her sene bu organizasyonda ve bilin bakalım bu sene nooldu?
Koçluğunu yaptığım takım alabileceği tüm ödülleri birincilikle kazandı! Ehh benim koçluğuma da baya övgü geldi haliyle.. =) bi mutlu bi mutlu...
asıl bomba haber bu değil aslında. Hey burayı okuyan MS.GABY öğrencileri (bildiğim kadarıyla 2 kişi) kıskanın diye söylüorm! BEN MS. GABY'LE BÜTÜN GÜN AYNI YERDEYDİM! ne çok özlemişim yaaa sarıla sarıla bitiremedim. ("iki damla yaş" daha düşüyor şuan inanırsanız) DAT'ta yine gelcekmiş. Heycanla bekliyorum =)
ayrıca bkz. DI JOE
bkz. anadolu orakkanadı
28 Şubat 2010 Pazar
Bir dakika, bir şiir.
Öncelikle bu postu niye açtım bilmiyorum.
Sonra,
beynim çok uyuşuk şuan
bulanıklık hakim görüşüme
ve bir uğultu kulaklarıma...
kaskatı bedenim, üstüm örtülmemiş gece
ve cam gibi kalbim, çatlaklarla dolu.
gitmeden önce
lütfen
tut elimi
bak gözlerimin içine
bir şarkı fısılda ama sonra sus.
suski anlık sözler oturabilsin
zaman minibüsündeki yerlerine.
p. 28şubat2010
buda böyle bi şiirim olsun bakalım.(şimdi bu postu yazarken yazdım evet.)
Sonra,
beynim çok uyuşuk şuan
bulanıklık hakim görüşüme
ve bir uğultu kulaklarıma...
kaskatı bedenim, üstüm örtülmemiş gece
ve cam gibi kalbim, çatlaklarla dolu.
gitmeden önce
lütfen
tut elimi
bak gözlerimin içine
bir şarkı fısılda ama sonra sus.
suski anlık sözler oturabilsin
zaman minibüsündeki yerlerine.
p. 28şubat2010
buda böyle bi şiirim olsun bakalım.(şimdi bu postu yazarken yazdım evet.)
26 Şubat 2010 Cuma
"Korkuyorum"
Çok yazasım var ama hiç yazasım yok. (bkz. oksimoron)
İşte bu sebepten dolayı bir oksimoron lavır'ı olan Shakespeare'le başbaşa bırakiim sizi bugünlük:
Korkuyorum
Yağmuru seviyorum diyorsun,
yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun...
Güneşi seviyorum diyorsun,
güneş açınca gölgeye kaçıyorsun...
Rüzgarı seviyorum diyorsun,
rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun...
İşte,bunun için korkuyorum;
Beni de sevdiğini söylüyorsun...
William Shakespeare
ps. bunu bugün bana gösteren kişiyi çok çok çok çok seviyorum. iyi ki var.
İşte bu sebepten dolayı bir oksimoron lavır'ı olan Shakespeare'le başbaşa bırakiim sizi bugünlük:
Korkuyorum
Yağmuru seviyorum diyorsun,
yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun...
Güneşi seviyorum diyorsun,
güneş açınca gölgeye kaçıyorsun...
Rüzgarı seviyorum diyorsun,
rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun...
İşte,bunun için korkuyorum;
Beni de sevdiğini söylüyorsun...
William Shakespeare
ps. bunu bugün bana gösteren kişiyi çok çok çok çok seviyorum. iyi ki var.
22 Şubat 2010 Pazartesi
blogger'a girememek: üzüntü.
Son 4-5 gündür blogger'a giremiyordum. Neden bilmiorm ama bilgisayarım ve internet bağlatım bir olup bana bir oyun oynadışar heralde. Yazcak bayaa bişiler vardı aklımda bide. yazık oldu...
başlığa "üzüntü" yazdım. o yazıları günüme azıcık renk katan diğer insanların bloglarını da okuyamadıım için...
neyse.
başlığa "üzüntü" yazdım. o yazıları günüme azıcık renk katan diğer insanların bloglarını da okuyamadıım için...
neyse.
17 Şubat 2010 Çarşamba
17.
15 Şubat 2010 Pazartesi
İki damla yaş
şuanda yanaklarımdan aşağıya doğru süzülüyorlar. Duyguları üzerinde kontrolü olmayan insanların yaşadığı bir sendrom bu galba, başkalarının gülüp geçeceği şeyleri gözyaşlarıyle sulayıp, büyütmek..
Yol Ayrımı
insanların büyük heveslerle verdikleri sözleri tutmadıkları bu dünyada,bütün çıplaklığımızla, sanki mümkünmüş gibi istiyoruz onların yardımı olmadan asla ulaşamayacaklarımızı... kimi zaman bir sahipsiz bir sinema bileti kimi zaman cevaplanmamış bir sms kimi zamansa samimiyeti emilmiş boş birer gülümseme olarak beden buluyor bunlar. evet işte bu kadar küçük ve basit şeyler olarak.
göreceli bir zaman dilimi geçtikten sonra bir yol ayrımına geliniyor: söz verenlerin ve bu sözlerle küçük mutluluklar yaşayanların ayrılmasına neden olan yol ayrımı... bir grup sağa diğeri sola gidiyor... sonuç olarak, söz verenler sözlerini tutamayacaklarını anlayıp bunu yapmaktan vazgeçiyor, söz verilenler ise küçük mutluluk kaynaklarını kara kaplı defterlere işliyorlar birer birer. Sonra ne mi oluyor? Yollar gittikçe birbirinden uzaklaşıyor, insanlar aralarındaki bağları kaybediyor, önce bundan rahatsızlık duydukları için birbirlerine karşı mahçuplaşıp sonra buna alışınca gitgide yabancılaşıp bambaşka insanlar oluveriyorlar ve............... sonuç olarak daha da çok yalnızlaşıyorlar.
felaket senaryosu falan değil sadece gerçeğin kelimelere dökülmüş hali. biraz düşünürse herkes bir örneğini bulabilir kendinde.
göreceli bir zaman dilimi geçtikten sonra bir yol ayrımına geliniyor: söz verenlerin ve bu sözlerle küçük mutluluklar yaşayanların ayrılmasına neden olan yol ayrımı... bir grup sağa diğeri sola gidiyor... sonuç olarak, söz verenler sözlerini tutamayacaklarını anlayıp bunu yapmaktan vazgeçiyor, söz verilenler ise küçük mutluluk kaynaklarını kara kaplı defterlere işliyorlar birer birer. Sonra ne mi oluyor? Yollar gittikçe birbirinden uzaklaşıyor, insanlar aralarındaki bağları kaybediyor, önce bundan rahatsızlık duydukları için birbirlerine karşı mahçuplaşıp sonra buna alışınca gitgide yabancılaşıp bambaşka insanlar oluveriyorlar ve............... sonuç olarak daha da çok yalnızlaşıyorlar.
felaket senaryosu falan değil sadece gerçeğin kelimelere dökülmüş hali. biraz düşünürse herkes bir örneğini bulabilir kendinde.
14 Şubat 2010 Pazar
The Valentine Phantom
Birileri çıksa 13 Şubat'ı 14 Şubat'a bağlayan gece herkes yatağında mışıl mışıl uyurken şehri kırmızı kalplerle donatsa... bunu heryıl yapsa... istermisinz?
Düşünsenize büyük bir mutlulukla uyanıp caddeye bakan pencerenize koştuğunuzda masmavi gökyüzünün altında yada (varsa) bembeyaz karların arasına saklanmış kıpkırmızı kalpler karşılıyor sizi.. ben buna güzellik derim.
Hani böyle birbirimize oynadığımız küçük oyunlar vardır ya basit olmasına karşılık iki tarafı da mutlu eden birbirine yakınlaştıran, onun koskoca bir şehir dolusu insanla oynanmış hali bu bence..
Daha detaylı bilgi için:http://en.wikipedia.org/wiki/Valentine_Phantom
14 Şubat hakkında diğer söyliyeceklerim:
Her nekadar bugünün alışveriş çılgınlığını, tüketim canavarını falan tavan yaptırdığı doğru olsa da, seven hep sever aşkı sadece bir günlüğüne göstermek değildir olay felsefesini doğru bulsamda, içiboşluktan uzak olan ilişkilerin kendilerini tazeleyebilcekleri bir gün olduğuna inanıyorum bugünün. Arkadaşlıklar için de geçerli bu, her taraf sevgiliniz x ürününü şu fiyata alın falan gibi ilanlarla dolu bile, eğer insanlar bu anlamsızlıktan sıyrılıp gerçekte içlerinde yatan ancak hiçbir zaman gösteremedikleri sevgilerini gösterebiliyorlarsa bugün ne mutlu bizlere..Son olarak, ben diyorum ki eğer gül sevginin bir simgesiyse sokaklarda güller dağıtılsın insanlara 14 Şubat'ta.. bana verilse mutlu olurdum yani.. siz?
herkese kucak kucak sevgiler...
Düşünsenize büyük bir mutlulukla uyanıp caddeye bakan pencerenize koştuğunuzda masmavi gökyüzünün altında yada (varsa) bembeyaz karların arasına saklanmış kıpkırmızı kalpler karşılıyor sizi.. ben buna güzellik derim.
Hani böyle birbirimize oynadığımız küçük oyunlar vardır ya basit olmasına karşılık iki tarafı da mutlu eden birbirine yakınlaştıran, onun koskoca bir şehir dolusu insanla oynanmış hali bu bence..
Daha detaylı bilgi için:http://en.wikipedia.org/wiki/Valentine_Phantom
14 Şubat hakkında diğer söyliyeceklerim:
Her nekadar bugünün alışveriş çılgınlığını, tüketim canavarını falan tavan yaptırdığı doğru olsa da, seven hep sever aşkı sadece bir günlüğüne göstermek değildir olay felsefesini doğru bulsamda, içiboşluktan uzak olan ilişkilerin kendilerini tazeleyebilcekleri bir gün olduğuna inanıyorum bugünün. Arkadaşlıklar için de geçerli bu, her taraf sevgiliniz x ürününü şu fiyata alın falan gibi ilanlarla dolu bile, eğer insanlar bu anlamsızlıktan sıyrılıp gerçekte içlerinde yatan ancak hiçbir zaman gösteremedikleri sevgilerini gösterebiliyorlarsa bugün ne mutlu bizlere..Son olarak, ben diyorum ki eğer gül sevginin bir simgesiyse sokaklarda güller dağıtılsın insanlara 14 Şubat'ta.. bana verilse mutlu olurdum yani.. siz?
herkese kucak kucak sevgiler...
13 Şubat 2010 Cumartesi
Jane Page.
Deadline'a yarım saaat kala şiir yazmaya başlamak sonra ara vererek arkadadaşa bilgisayar konusunda yardım etmek sonra son 20dk şiir yazmak ve Jane Page'e girmek: paha biçilemez. Kriterlerden biri proficieny ve ben şiiri yazdıktan sonra baştan sona okumadım bile...
Emek verip, güzel işler yapan arkadaşları kutluyorum burdan. Benim maksadım katılmaktı sadece.
Emek verip, güzel işler yapan arkadaşları kutluyorum burdan. Benim maksadım katılmaktı sadece.
11 Şubat 2010 Perşembe
Poem
all i need to have is some chocolate and a sad memory to enter The Jane Page Writing Contest. (deadline tomorrow.)
10 Şubat 2010 Çarşamba
"PS."
Yazıların altına iliştirilen yazıyla alakalı alakasız ama yerlerini bulması ümit edilen "PS."ler varya beni herzaman gülümsetir. sizi?
Hele de PS. i love you...
Keşifler başlıklı bir entry okudum rory'den. sonra dont copy'i okudum. şimdi bunu yazıyorum. karışık oldu biraz ama anlaması gereken anlıycak. (:
and again: PS. i love you
Hele de PS. i love you...
Keşifler başlıklı bir entry okudum rory'den. sonra dont copy'i okudum. şimdi bunu yazıyorum. karışık oldu biraz ama anlaması gereken anlıycak. (:
and again: PS. i love you
Sincapkuyrukla dans.
Dün kampüste 30-40 metre mesafeden 4 ayaklı, pofuduk dik kuyruklu, kumral, hızlı bir canlı gördüm. Kedi o kedi amma da safsın demeyin, kedi olduğunu ben de biliyorum sadece o kuyruk detayı kediyi inanılmaz yapıyordu. Tam bir SİNCAPKUYRUK! Sincabın kuyruğu nasıl oluyor diyen açsın google'dan baksın. Neyse, o koca pofuduk kuyruk yerle 90 derece açı yaparken pisicikte melodik miyavlar eşliğinde bir o yana bir bu yana koşuşturdu. Tam o sırada orada toplantı halinde bulunan SClerin sözünü kesip kediye bi göz atmalarını istediğimde, önce çok sesli bir OHAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA duyuldu sonrada AZMIŞ dendi. Ben ve sevgili japoncaöğrencekgelecekteyazarolcak arkadaşım büyük bir cesaretle kedinin yanına yaklaşıp onu sevmeye başladık. Daha doğrusu ben sevdim. ve ve ve onun sadece bir kedicik olmadığını daha betimleyici bir tabirle uzun kumral ipek tüylü sincap kuyruk olduğunu anladım. sevdim de sevdim. Ben onun başını sevdim, o benim bacağıma süründü. Boynuna parmağımı koydum, güzel güzel titretti ses tellerini. Karnını sevdim, hoşuna gitti. Kısaca her sokak kedisine yaptığım muameleyi ona da yaptım. Ayrılmakta zor anlar yaşadık. "gel gel!" dedim geldi, beni takip etti. Sonra ayrıldık. Başka bir melodiyle miyavlamaya başladı. Yerleri kokladı kokladı kokladı. Melodi gittikçe hüzünlü olmaya başladı. Artık baya uzaklaşmıştık. Ama değişmeyen bir tek şey vardı ki o da kuyruk. Birlikte geçirdiğimiz süre boyunca asla inmedi aşağıya...
Umarım aradığını bulmuşsundur kedicik. Eğer hala bulamadıysan, sık dişini şurda ne kaldı ki marta! Hem ne demişler: There's plenty of fish in the sea.
Umarım aradığını bulmuşsundur kedicik. Eğer hala bulamadıysan, sık dişini şurda ne kaldı ki marta! Hem ne demişler: There's plenty of fish in the sea.
6 Şubat 2010 Cumartesi
!F
!f Bağımsız Filmler Festivali başlıyor: yay!
Gitmek istediğim filme (bkz.An Education) perşembe 21.30 seansında en ön sıradaki 5 kişilik yer haricinde yer olmaması: üzücü.
Durum böyleyken diğer filmlerde yüzlerce kişilik yer olması: daha da üzücü.
işte bunun için günler öncesinden biletler alınıyo dimi. Of Of. Angie'de varmıdır acaba bilet?
Gitmek istediğim filme (bkz.An Education) perşembe 21.30 seansında en ön sıradaki 5 kişilik yer haricinde yer olmaması: üzücü.
Durum böyleyken diğer filmlerde yüzlerce kişilik yer olması: daha da üzücü.
işte bunun için günler öncesinden biletler alınıyo dimi. Of Of. Angie'de varmıdır acaba bilet?
4 Şubat 2010 Perşembe
Summer.

Şu filmi tekrar izledim ya. Hem de arkadaşlarımla. Paha biçilemez. Eğer birileri(!) gelebilseydi birde battaniye keyfi ekliycektim sinema keyfine ama olmadı. Her zamanki gibi fedakarlık yapmış olmak birilerinin hakkını yedi. Ama olsun, başka sefere.
Hani diyoya başında "This is the story of a boy meets a girl... but, this is not a love story." Bana çok koyuyo bu. Daha neler neler koyuyo anlatsam bu yazı bitmez.
Ben duruma yanıorm. Çocuğa yanıorm. Kendimi bi onun yerine bide kızın yerine koyuorm nasıl hissederdim diye. Bakıorm. Benden Summer olmaz diyorum. Ben kolay bağlanırım herşeye çünkü (bkz.type 2). Summer'ın o kocaman gözleri bende de olsa diorm. Artık gözlerimi kocaman aça aça bakıorm dünyaya. Gözler çok anlam barındırır nasılsa, belki, ucundan yakalarım onu.. bu kadar bağlanmamam lazım nasıl olsa ipleri koparan bıçaklar hep başkalarının elinde oluyor...
Öte yandan Tom, keşke dünyadaki erkek populasyonunda senin gibilerin yüzdesi fazla olsaydı. noolurdu ki etrafım romantik, beni çokçokçok seven uğrumda göz yaşı dökebilcek şirin mi şirin birileriyle dolu olsaydı? ya da enazından biri bile yeterdi. çok şey istiorm biliorm ama şansım döner belki yakınlarda, huh? yada çoooook uzaklarda... "the one" diyebileceğim biri çıksın karşıma.
Ha bide ben bu posterini çok seviyorum. niye mi? çünkü onyüzbinmilyon küçükkareden oluşuo. ve hepsi başka güzel.
honey, i'm back.
Bilgisayarımla olan ayrılığım, adaptörünün değişmesiyle bugün itibariyle son buldu. mutluyum yani. Ama geçtiğimiz günlerde anlatmak isteyip anlatamadığım onyüzbinmilyoncuk şey oldu.
Yavaş yavaş anlatıcam umarım.
Yavaş yavaş anlatıcam umarım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


