Gözlerim kıpkırmızı ve o kadar şişki kapanıyor adeta, açık tutmak için çok enerji sarfediorum.
Aa hayır bu sefer ağlamadım. Alerjim var sadece.
Dilek tutup üfleyerek katlettiğim dandelionlar, dökecek sarı yaprakları olmadığı için yeşil yaprakları arasından polenlerini özgür bırakan ağaçlar, fişe takılınca yerdeki tozları içine çekip sonra havaya üfleyen elektrikli süpürge, stres ve sinir de size katılınca bayram ettiniz bakıyorum. Ha bir de bu yetmiyormuş gibi sizi bertaraf etmek için kullandığım ilaçla da iş birliği yapıp bütün enerjimi içimden alıyor, beni yatağa mahkum ediyorsunuz ya helal olsun. Hiç doymak bilmeyen kaşınma arzusu beni yiyip bitiriyor anlayın ve en kısa zamanda lütfen gidin başımdan.
Bu arada, çiçek tozlarını ordan buraya, buradan şuraya taşırken vızz vızz yapan arılar, bi siz eksiksiniz. Güzide arkadaşlarınızdan biri bana iğnesini yapsa da zaten şiş vucudum iki katına çıksa ne iyi olur, dimi?
ah tanrım, help me.
27 Nisan 2010 Salı
25 Nisan 2010 Pazar
Bugün

25 Nisan 2010
-Dünyanın öbür ucunda yaşayan ismi lazım olmayan bir arkadaşın doğum günü.
-Fenerbahçe Kasımpaşasporu 1-0 yenerek şampiyonluk yolunda önemli bir adım attı.
-Blog belki de en sıkı takipçisini artık "kim beni seviyor?" köşesinde ağırlıyor. Korkmadan.
dibebirnot: fotoğraf beyaz ağırlıklı olduğundan çok ironik oldu ama tam da istediğim şeyi anlatıyor. ayrıca, ben ironileri garip bir şekilde hep sevmişimdir zaten.
Vélo
24 Nisan 2010 Cumartesi
"Mutluluk batar çünkü"
O bana dedi ki "Ben garip bi insanım ya..aslında mutluyum bu yıl, hayatım çok güzel geçiyor..."
Ben dedim ki "Ama?"
O dedi ki bana: "Ama böyle bazen oturup, içimi çeke çeke, omuzlarım sarsıla sarsıla ağlamak istiyorum"
ve ben dedimki:"normal, mutluluk batar çünkü."
Birinci tekil şahıstan aktardığım yukarıdaki diyaloğun 3. tekil şahsı,esas kız bu post sana özel.
Evet "...mutluluk batar çünkü".
Çünkü...
insan dediğin uzun zamandır dört gözle aradığı şey, parmaklarının ucuna geldiğinde önce onu tutmaki hissetmek ister. ama azıcık zaman geçince, gözlerini kapar ve hiç görmemiş olmayı diler o şeyi, hiç ellememiş ve hissetmemiş olmayı...
mutluluk dediğin nedir öncelikle? huzur, sağlık, afiyet, aşk, çiçekler, böcekler ve en önemlisi senin sevgine karşılık veren insanların oluşturduğu bir kabuktur etrafını saran.Bu kabuk bedenine ne kadar yakınsa okadar çok ve yoğun hissedersin mutluluğu. öte yandan, kabuk ne kadar kalınsa okadar da mutlusun demektir, ve bir okadar da izole diğer dünyalardan...
Ancak esnek birşeydir bu kabuk zamanla değişir kalınlığı, şekli, boyutu...Gün gelir hani insana yeri dar gelir ya, hoplayıp zıplamak ister, işte kabuk darlaşmıştır. Ama sen hoplayıp zıpladıkça enerjisi tükenir mutluluğun, kabuk çabuk eskir. işte bence, daha kalıcı mutluluklar geniş kabuklardan gelir.Etrafında olduğu halde kollarını açtığında değmeyeceğin kadar uzakta olan kabuktan söz ediyorum. Sıcak bir yaz günü akşamında hafiften esen rüzgar gibidir bunlar,arada bir titretir belki dokunup senin sıcak tenine ama ortamda oluşudur asıl memnuniyetini yaratan, seni gülümsettiren.O bunaltıcı havayı yumuşatan özelliğidir aslında sevdiğin.
Bence en güzeli geniş, transparan ve tül inceliğinde kabuktur: orda olduğunu bildiğin ama seni asla her daim 32diş gülümsetmeyen, sadece seni çok iyi tanıyanın gözlerindeki ışıltıdan anlayabileceği mutluluk.
Daha fazla uzatmadan en önemli noktaya dönersem; esnektir dedim ya kabuk, değişir şekli şemali zamanla... Esnektir dediğime bakma,gözyaşıdır onu esnek kılan.. Beslenmezse arada sırada yaşlardan, kurur küçülür kaskatı olur, seni içine hapseder adeta ve bir küçücük bir darbede çat diye kırılıverir.
İşte bu yüzdendir mutluluğun batması. Kurursa bu mutluluk kabuğu,acıtıverir, iğneler batırır ruhuna... ancak bu sadece çaresizliğindendir. umutsuzca bir kaç damla gözyaşıyla kurtarılmayı bekler...
Belki de bundandır içini çeke çeke ağlamak isteğin, ne dersin?
Ben dedim ki "Ama?"
O dedi ki bana: "Ama böyle bazen oturup, içimi çeke çeke, omuzlarım sarsıla sarsıla ağlamak istiyorum"
ve ben dedimki:"normal, mutluluk batar çünkü."
Birinci tekil şahıstan aktardığım yukarıdaki diyaloğun 3. tekil şahsı,esas kız bu post sana özel.
Evet "...mutluluk batar çünkü".
Çünkü...
insan dediğin uzun zamandır dört gözle aradığı şey, parmaklarının ucuna geldiğinde önce onu tutmaki hissetmek ister. ama azıcık zaman geçince, gözlerini kapar ve hiç görmemiş olmayı diler o şeyi, hiç ellememiş ve hissetmemiş olmayı...
mutluluk dediğin nedir öncelikle? huzur, sağlık, afiyet, aşk, çiçekler, böcekler ve en önemlisi senin sevgine karşılık veren insanların oluşturduğu bir kabuktur etrafını saran.Bu kabuk bedenine ne kadar yakınsa okadar çok ve yoğun hissedersin mutluluğu. öte yandan, kabuk ne kadar kalınsa okadar da mutlusun demektir, ve bir okadar da izole diğer dünyalardan...
Ancak esnek birşeydir bu kabuk zamanla değişir kalınlığı, şekli, boyutu...Gün gelir hani insana yeri dar gelir ya, hoplayıp zıplamak ister, işte kabuk darlaşmıştır. Ama sen hoplayıp zıpladıkça enerjisi tükenir mutluluğun, kabuk çabuk eskir. işte bence, daha kalıcı mutluluklar geniş kabuklardan gelir.Etrafında olduğu halde kollarını açtığında değmeyeceğin kadar uzakta olan kabuktan söz ediyorum. Sıcak bir yaz günü akşamında hafiften esen rüzgar gibidir bunlar,arada bir titretir belki dokunup senin sıcak tenine ama ortamda oluşudur asıl memnuniyetini yaratan, seni gülümsettiren.O bunaltıcı havayı yumuşatan özelliğidir aslında sevdiğin.
Bence en güzeli geniş, transparan ve tül inceliğinde kabuktur: orda olduğunu bildiğin ama seni asla her daim 32diş gülümsetmeyen, sadece seni çok iyi tanıyanın gözlerindeki ışıltıdan anlayabileceği mutluluk.
Daha fazla uzatmadan en önemli noktaya dönersem; esnektir dedim ya kabuk, değişir şekli şemali zamanla... Esnektir dediğime bakma,gözyaşıdır onu esnek kılan.. Beslenmezse arada sırada yaşlardan, kurur küçülür kaskatı olur, seni içine hapseder adeta ve bir küçücük bir darbede çat diye kırılıverir.
İşte bu yüzdendir mutluluğun batması. Kurursa bu mutluluk kabuğu,acıtıverir, iğneler batırır ruhuna... ancak bu sadece çaresizliğindendir. umutsuzca bir kaç damla gözyaşıyla kurtarılmayı bekler...
Belki de bundandır içini çeke çeke ağlamak isteğin, ne dersin?
Today
Today
I am pretty.
He, who says so,
has told a lie to me.
Leavin the truth aside,
I felt once happy.
Today
Doctor told me to
keep my mouth shut
and that it was what
caused trouble a lot.
And I promised
not to talk a lot.
Today
I couldn't keep silent
and talked and talked and talked.
(But)he, who told me i was pretty,
did (not) hurt me.
Today
I am still happy
yet not pretty.
I am pretty.
He, who says so,
has told a lie to me.
Leavin the truth aside,
I felt once happy.
Today
Doctor told me to
keep my mouth shut
and that it was what
caused trouble a lot.
And I promised
not to talk a lot.
Today
I couldn't keep silent
and talked and talked and talked.
(But)he, who told me i was pretty,
did (not) hurt me.
Today
I am still happy
yet not pretty.
23 Nisan 2010 Cuma
Ya((k/lv)arış.
When you think everything is back on track, some "weird accident" happens and you fall again. That's how this particular cycle renews.
Ahh the high-tech world! My word is to you,
Why on earth you interfere with the mothernature's course and poke me with weird signals that urge me to search?
If you really want me to suffer, make me blind, deaf, mute and emotion-less and grow me into the finestlooking fruit so that when people see me, they fall for me,yet i feel nothing in return.
That's it for now.If you can't do any of the above, pls pls pls pls pls pls remeber at least to keep me away from troubling myself. Please. Yalvarırım.
Ahh the high-tech world! My word is to you,
Why on earth you interfere with the mothernature's course and poke me with weird signals that urge me to search?
If you really want me to suffer, make me blind, deaf, mute and emotion-less and grow me into the finestlooking fruit so that when people see me, they fall for me,yet i feel nothing in return.
That's it for now.If you can't do any of the above, pls pls pls pls pls pls remeber at least to keep me away from troubling myself. Please. Yalvarırım.
23 Nisan kutlu olsun!
Her insan 18 yaşına kadar çocuk kabul edilir.
Her nekadar 23 Nisanlar'da hala çocuk olduğumuzu hatırlamayacak kadar büyümüş olduğumuzu düşünsek de birçoğumuzun yasal olarak hala çocuk olduğunu hatırlaması gerekiyor bence.
Son 23 Nisan'ı olanlar doya doya kutlasın!Çocuk olmak güzeldir ne de olsa.
dibebirnot: bu güzel günü evinde oturup, günün tam da bu saatinde kötü bir haberle yıkılan shine dışarda bıcır bıcır gezen çocuklara baktı ve bunları yazdı.
*Çok daha uzun bir post olabilirdi ancak, notta belirtilen sebepler nedeniyle şuan hiç de mutlu şeyler yazasım yok. üzgünüm okur.
Her nekadar 23 Nisanlar'da hala çocuk olduğumuzu hatırlamayacak kadar büyümüş olduğumuzu düşünsek de birçoğumuzun yasal olarak hala çocuk olduğunu hatırlaması gerekiyor bence.
Son 23 Nisan'ı olanlar doya doya kutlasın!Çocuk olmak güzeldir ne de olsa.
dibebirnot: bu güzel günü evinde oturup, günün tam da bu saatinde kötü bir haberle yıkılan shine dışarda bıcır bıcır gezen çocuklara baktı ve bunları yazdı.
*Çok daha uzun bir post olabilirdi ancak, notta belirtilen sebepler nedeniyle şuan hiç de mutlu şeyler yazasım yok. üzgünüm okur.
17 Nisan 2010 Cumartesi
)=)
"When I am not particularly happy, I feel really sad." ben
Çok kötü birşey değil mi bu? İnsanın mutlu olmadığı zamanlarda üzgün olması... Beyazın mutluluk, siyahın hüzün olduğu basit bir sistemde gri bölgenin üzgünlük olması...
Ben gerçekten iyi hissetmediğim zamanlarda, çok çok kötüyüm diyebiliyorum. minicik bir şey okuyup ya da yaşamdan bir detay getirip gözümün önüne ya da bir şarkı tutturup titreyen sesimle; önce gülümsememi öldürüp sonra gözlerimi doldurup bazen yanaklarımı ıslatabiliyorum ben.
ve son olarak; keşke övünülecek bir tarafı olsaydı bu durumun. belki o zaman yine ucundan yakalamış olurdum mutluluğu.
)=)
Çok kötü birşey değil mi bu? İnsanın mutlu olmadığı zamanlarda üzgün olması... Beyazın mutluluk, siyahın hüzün olduğu basit bir sistemde gri bölgenin üzgünlük olması...
Ben gerçekten iyi hissetmediğim zamanlarda, çok çok kötüyüm diyebiliyorum. minicik bir şey okuyup ya da yaşamdan bir detay getirip gözümün önüne ya da bir şarkı tutturup titreyen sesimle; önce gülümsememi öldürüp sonra gözlerimi doldurup bazen yanaklarımı ıslatabiliyorum ben.
ve son olarak; keşke övünülecek bir tarafı olsaydı bu durumun. belki o zaman yine ucundan yakalamış olurdum mutluluğu.
)=)
Artık Daha Düzgün Kapalı Eğriler Çiziyorum
Aklımı kurcalayan beni delirtme yolunda ilerlerken "sinirlenme" kavşağını geçtiği anda sakinleşmek için büyüklü küçüklü kutuplarda basık ekvatorda şişkince gibi bilimum modeli olan ancak gittikçe olması gereken şekle çokçokçok yakınlaşan kapalı eğriler çiziorm. Çember, daire, (eskiden top da derdik.) her neyse...
Bir çeşit terapi bu, çizdikçe rahatlıyor muyum neyim? Evet.
Eğer çizdiğim o daireleri bir kere bile görmediysen, Kamper'inilerle yarışabilecek güzellikte olduklarını da bilmiyorsun demektir. Eğer Kamper'inkileri de görmediysen, hmm şey, bence öl sen.
Şimdi ben bunu niye mi anlattım? Bil istedim de ondan. Eğer beni deli gibi daire çiziyorken görürsen bil ki kafamı kurcalayan bişeyler var. (Tüyo verdim haberin yok.)
Haa son olarak: Bubbles,too, are round.
dibebirnot: başlıktaki referansı görmeyen elma desin.
Bir çeşit terapi bu, çizdikçe rahatlıyor muyum neyim? Evet.
Eğer çizdiğim o daireleri bir kere bile görmediysen, Kamper'inilerle yarışabilecek güzellikte olduklarını da bilmiyorsun demektir. Eğer Kamper'inkileri de görmediysen, hmm şey, bence öl sen.
Şimdi ben bunu niye mi anlattım? Bil istedim de ondan. Eğer beni deli gibi daire çiziyorken görürsen bil ki kafamı kurcalayan bişeyler var. (Tüyo verdim haberin yok.)
Haa son olarak: Bubbles,too, are round.
dibebirnot: başlıktaki referansı görmeyen elma desin.
10 Nisan 2010 Cumartesi
Hayalperest bedende vuku bulursa.
O kadar haklısın ki
dayanamıyorum buna
O kadar güzelsin ki
çok çirkin kaldım yanında
Korkum yaralanman hayatta
O kadar yalnızsın ki
dayanamıyorum buna
O kadar sıcaksın ki
çok soğuk kaldım yanında
Korkum yaralanman hayatta
Hayalperestsin
Güzel hayaller peşinde
Çok gençsin
Yanlış insanlar kalbinde
Hayalperestsin
Güzel hayaller peşinde
Çok gençsin
Çok gerçeksin
Bu yüzden çok güzelsin
Teoman
Bu şarkıyı dinleyip dinleyip aynaya bakınca gerçekten hakkımdaki düşüncelerini toplayıp kağıda dökse böyle birşey çıkacak bir insan tanıdığım aklıma geliyor. Onun düşüncelerini nerden mi biliyorum? Biliyorum, çünkü (bkz. empati)
PS: Balık burcu denince akla ilk gelen sıfat "hayalperest" olsa gerek. (bence tereddütü olan profilime bir gözatsın.)
im:http://media.photobucket.com/image/dreamer/doryandfillet/Doodle%20Drafts/dreamer.jpg
dayanamıyorum buna
O kadar güzelsin ki
çok çirkin kaldım yanında
Korkum yaralanman hayatta
O kadar yalnızsın ki
dayanamıyorum buna
O kadar sıcaksın ki
çok soğuk kaldım yanında
Korkum yaralanman hayatta
Hayalperestsin
Güzel hayaller peşinde
Çok gençsin
Yanlış insanlar kalbinde
Hayalperestsin
Güzel hayaller peşinde
Çok gençsin
Çok gerçeksin
Bu yüzden çok güzelsin
Teoman
Bu şarkıyı dinleyip dinleyip aynaya bakınca gerçekten hakkımdaki düşüncelerini toplayıp kağıda dökse böyle birşey çıkacak bir insan tanıdığım aklıma geliyor. Onun düşüncelerini nerden mi biliyorum? Biliyorum, çünkü (bkz. empati)
PS: Balık burcu denince akla ilk gelen sıfat "hayalperest" olsa gerek. (bence tereddütü olan profilime bir gözatsın.)
im:http://media.photobucket.com/image/dreamer/doryandfillet/Doodle%20Drafts/dreamer.jpg
8 Nisan 2010 Perşembe
Lone Pairs
Lone pair of electrons are the ones that don't form any bonds. They're called "lone" but they don't seem lone to me at all. After all, they have their pairs, right?
You might wonder about the "alone" electrons. As far as I know, most of the time they're the ones that do the bonding.
My logic is ok with all of this but my heart is not.
How's is it possible to have lone "pairs" and all the "alone" electrons making bonds in (sub)atomic level while there are no lone pairs neither "alone" people having relationships in real world?
Maybe it's not that simple.
Sometimes it's too hard to look at the same thing from other points and at the same time find answers to what's unknown to the heart.
You might wonder about the "alone" electrons. As far as I know, most of the time they're the ones that do the bonding.
My logic is ok with all of this but my heart is not.
How's is it possible to have lone "pairs" and all the "alone" electrons making bonds in (sub)atomic level while there are no lone pairs neither "alone" people having relationships in real world?
Maybe it's not that simple.
Sometimes it's too hard to look at the same thing from other points and at the same time find answers to what's unknown to the heart.
Günün şarkı sözü.
Kelimelerden alacaklı bir sağır gibi
İçimi döktüm bugün, yokluğunla konuştum
Tutsak gibi, enkaz gibi, kendim gibi
İçimden çıktım bugün, içimle kavuştum
Yüzünü ilk kez gören bir çoçuk gibi
Gördüm kendimi gördüm
Kırıldı ayna paramparça
Paramparça ne varsa kadınım
Yokluğunda kaç damla gözyaşı eder adın
Ne olur, gel, gel, gel, gel
Ben sensiz istanbul'a düşmanım.
Kestiğim ümitlerden yelkenler yaptım ama
Yokluğunda ne gidebildim ne de kaldım
Gerçek miydi tutunmaya çalıştıklarım
Hediye süsü verilmiş ayrılıklarım
Kaybetmenin tiryakisi bir çoçuk gibi
Sustum, kendime kızdım
Kırıldı ayna paramparça
Paramparça ne varsa kadınım
Yokluğunda kaç damla gözyaşı eder adın
Ne olur, gel, gel, gel,gel
Ben sensiz istanbul'a düşmanım
Gripin&EMRE Aydın
İçimi döktüm bugün, yokluğunla konuştum
Tutsak gibi, enkaz gibi, kendim gibi
İçimden çıktım bugün, içimle kavuştum
Yüzünü ilk kez gören bir çoçuk gibi
Gördüm kendimi gördüm
Kırıldı ayna paramparça
Paramparça ne varsa kadınım
Yokluğunda kaç damla gözyaşı eder adın
Ne olur, gel, gel, gel, gel
Ben sensiz istanbul'a düşmanım.
Kestiğim ümitlerden yelkenler yaptım ama
Yokluğunda ne gidebildim ne de kaldım
Gerçek miydi tutunmaya çalıştıklarım
Hediye süsü verilmiş ayrılıklarım
Kaybetmenin tiryakisi bir çoçuk gibi
Sustum, kendime kızdım
Kırıldı ayna paramparça
Paramparça ne varsa kadınım
Yokluğunda kaç damla gözyaşı eder adın
Ne olur, gel, gel, gel,gel
Ben sensiz istanbul'a düşmanım
Gripin&EMRE Aydın
7 Nisan 2010 Çarşamba
UnrealisticWishlist
Uzun yazılar yazmak istiyorum. Çok uzun yazılar. içimde ne varsa kusmak atmak istiyorum. İçimdeki psikopatın parça pinçik ettiği yaşam arşivini yumak yumak çıkarmak istiyorum dışarı.
Boş bir tuval bir de bolca boya istiyorum. Ellerimi boya kaplarının içine daldırıp tuvale içimden geldiği gibi çizdiğim anlamsız şekillere saatlerce bakmak istiyorum. Anlam çıkarmak istiyorum her santimetrekaresinden bu anlamsızlığın.
Konuşmak istiyorum. Biri beni susturana kadar konuşmak. Saçmalamak belki, belki bağırıp çağırmak... Ama gevezelik etmek istiyorum bildiğim bütün dillerde...
Ve bilmediğim dillerde düşünmek istiyorum. Yeni metaforlar üretmek. Kimsenin aklına gelmeyecek şeyleri hayal etmek istiyorum.
İnsanlar kalplerinin sesini dinlediklerinde duydukları dumdum dumdum dumdum sesinin her vuruşuna birkaç hece, olmadı birer düşünce sıkıştırsınlar istiyorum.
Hikayede de dendiği gibi "They look like white elephants" gibi şeyler söyleyince ben, sen beni anla ve mutlu olalım istiyorum.
Boş gözlerle bakmak, hayal etmek, bilmediğim dünyalarda gezmek istiyorum zaman tıkır tıkır işlerken...
Aynaya baktığımda gerçek beni değilde, senin beni nasıl görebildiğini anlayabilmek ve ona göre davranabilmek istiyorum.
Kafam dağınıkken bağıra bağıra şarkı söylemek, daha çok dağılmak, düşmek belki de ağlamak istiyorum.
Herşeyi değiştirebilmenin elimde olduğu zamanlarda olanların sebebinin kendim olduğu gerçeğini unutmak, mümkünse asla hatırlamamak istiyorum.
Hatırlanmak istiyorum asla aklımdan çıkmayanlar tarafından ve hiç unutulmamak...
Boğazda yürürken yanımda biri olsun, elimde bir çiçek gözlerimde ışıltı ve yanağımda gülünce belirginleşen gamzelerim olsun istiyorum.
Papatyalar toplayıp,taç yapmak..Sonra takıp mutlu hissetmek istiyorum
Son olarak papatya falları yalan söylemesin istiyorum. Asla.
Boş bir tuval bir de bolca boya istiyorum. Ellerimi boya kaplarının içine daldırıp tuvale içimden geldiği gibi çizdiğim anlamsız şekillere saatlerce bakmak istiyorum. Anlam çıkarmak istiyorum her santimetrekaresinden bu anlamsızlığın.
Konuşmak istiyorum. Biri beni susturana kadar konuşmak. Saçmalamak belki, belki bağırıp çağırmak... Ama gevezelik etmek istiyorum bildiğim bütün dillerde...
Ve bilmediğim dillerde düşünmek istiyorum. Yeni metaforlar üretmek. Kimsenin aklına gelmeyecek şeyleri hayal etmek istiyorum.
İnsanlar kalplerinin sesini dinlediklerinde duydukları dumdum dumdum dumdum sesinin her vuruşuna birkaç hece, olmadı birer düşünce sıkıştırsınlar istiyorum.
Hikayede de dendiği gibi "They look like white elephants" gibi şeyler söyleyince ben, sen beni anla ve mutlu olalım istiyorum.
Boş gözlerle bakmak, hayal etmek, bilmediğim dünyalarda gezmek istiyorum zaman tıkır tıkır işlerken...
Aynaya baktığımda gerçek beni değilde, senin beni nasıl görebildiğini anlayabilmek ve ona göre davranabilmek istiyorum.
Kafam dağınıkken bağıra bağıra şarkı söylemek, daha çok dağılmak, düşmek belki de ağlamak istiyorum.
Herşeyi değiştirebilmenin elimde olduğu zamanlarda olanların sebebinin kendim olduğu gerçeğini unutmak, mümkünse asla hatırlamamak istiyorum.
Hatırlanmak istiyorum asla aklımdan çıkmayanlar tarafından ve hiç unutulmamak...
Boğazda yürürken yanımda biri olsun, elimde bir çiçek gözlerimde ışıltı ve yanağımda gülünce belirginleşen gamzelerim olsun istiyorum.
Papatyalar toplayıp,taç yapmak..Sonra takıp mutlu hissetmek istiyorum
Son olarak papatya falları yalan söylemesin istiyorum. Asla.
Eda'ya kapalı mektup.
"Did you ever realize that after Monday and Tuesday the calender says W T F?"
işte şu son üç harf Eda'nın önceki postların birine yaptığı yorumdaki "???"'nın konuşma dilindeki karşılığı.
hemen cevap veriyorum efenim:
It's nothing new.(sh)it happens all the time.
PS.Bu arada biberli hatçaklıt is sooo hot. but i like the naneli more.
işte şu son üç harf Eda'nın önceki postların birine yaptığı yorumdaki "???"'nın konuşma dilindeki karşılığı.
hemen cevap veriyorum efenim:
It's nothing new.(sh)it happens all the time.
PS.Bu arada biberli hatçaklıt is sooo hot. but i like the naneli more.
4 Nisan 2010 Pazar
Life & Dreams.
"-What do you dream of usually?
-Oh come on, we can't dream.
-But you can always make it up.
-.....(anlatır)
-You're a good dreamer."
I'M HERE isimli bir kısa filmden alıntı bir diyalog. Uyku vakti geldiğinde kafalarından bir kablo çıkarıp duvardaki bir üniteye takarak "şarj olan", gerçek dünyada gerçek insanların arasında yaşayan iki robotun gece sohbetlerinin bir parçası. Üzücü mü? Bilemedim.
-Oh come on, we can't dream.
-But you can always make it up.
-.....(anlatır)
-You're a good dreamer."
I'M HERE isimli bir kısa filmden alıntı bir diyalog. Uyku vakti geldiğinde kafalarından bir kablo çıkarıp duvardaki bir üniteye takarak "şarj olan", gerçek dünyada gerçek insanların arasında yaşayan iki robotun gece sohbetlerinin bir parçası. Üzücü mü? Bilemedim.
2 Nisan 2010 Cuma
ffffalling.
Sometimes I
fall
off the stairway.
L
..i
....k
......e
this one.
this one is
a usual lapse
of mine.
All i need is someone
to hold me back
and say
it's nothing but a step
i must take
to walk ahead.
Fri, 02.04.10
fall
off the stairway.
L
..i
....k
......e
this one.
this one is
a usual lapse
of mine.
All i need is someone
to hold me back
and say
it's nothing but a step
i must take
to walk ahead.
Fri, 02.04.10
What hurts the most...
Hani bazı bağlar vardır kişiler arasında ne olursa olsun koparılamayan. İşte bu sözünü ettiğim bağlar ikiye ayrılır: 1. darbelerlegüçlenen, 2. darbelerle yıpranan. İşte yıprananlardan biriydi benimki belliki. Maddesini bilmediğim bir bağdı bu, hiçbir zaman anlamına bir ad takamadığım bir garip bağ. Pek bir zaman olmuş eskimişti biliyordum,ancak daha düne kadar darbelere hep göğüs germişti. Geçen günlerin birinde öyle bir şey olduki, düğümler çözüldü. İki insanı bağlayan bağ koptu somutluğunu yitirdi, maneviyatı dağıldı içime.
Bardağa dolu tarafından bakanlara: Günlerdir bağ kopuk, özgürüm bir bakıma. Annesinin kanatları altından çıkıp ilk defa özgürlüğünü yaşayacak bir kuş gibi korkuyorum ancak. Bir boşluğa adım atmış karanlık silüetleri kucaklıyor gibi adeta. Geceleri uyuyamamam da bundan mıdır dersiniz? Belki de özgür olmak bardağın boş tarafı demek daha doğrudur, ha?
Neyse kafaları daha fazla karıştırmadan benim karışık kafamdaki düşünceleri sıraya koyup söyleyince çıkan şeye bir bakalım. Gerçi ben yazmadım bunu bir şarkı bu ama, yazsam ancak bu kadar açık ifade edebilirdim sanırım.
What hurts the most
Was being so close
And having so much to say
And watching you walk away
And never knowing
What could have been
And not seeing that loving you
Is what I was tryin' to do
Rascal Flatts
Psikolojime daha fazla dayanabilir misiniz bilmiyorum. Ama blog yine eski tadını buluyor galba. Bu arada bana dayandığı için Burcucum'a kocaman kucaklar.
PS. şu şarkıyı bana öğreten kişi varya işte o... neyse.
Bardağa dolu tarafından bakanlara: Günlerdir bağ kopuk, özgürüm bir bakıma. Annesinin kanatları altından çıkıp ilk defa özgürlüğünü yaşayacak bir kuş gibi korkuyorum ancak. Bir boşluğa adım atmış karanlık silüetleri kucaklıyor gibi adeta. Geceleri uyuyamamam da bundan mıdır dersiniz? Belki de özgür olmak bardağın boş tarafı demek daha doğrudur, ha?
Neyse kafaları daha fazla karıştırmadan benim karışık kafamdaki düşünceleri sıraya koyup söyleyince çıkan şeye bir bakalım. Gerçi ben yazmadım bunu bir şarkı bu ama, yazsam ancak bu kadar açık ifade edebilirdim sanırım.
What hurts the most
Was being so close
And having so much to say
And watching you walk away
And never knowing
What could have been
And not seeing that loving you
Is what I was tryin' to do
Rascal Flatts
Psikolojime daha fazla dayanabilir misiniz bilmiyorum. Ama blog yine eski tadını buluyor galba. Bu arada bana dayandığı için Burcucum'a kocaman kucaklar.
PS. şu şarkıyı bana öğreten kişi varya işte o... neyse.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


