kararınca hava
ve oturur uyku cüceleri
minik kızın göz kapaklarına
bakarcasına papatya fallarına
"seviyor, sevmiyor"
ninni söylerler
"seviyor, sevmiyor"
dalar uykuya kız
yavaştan.
ninni bitmez ama,
sürer gider, bu kez rüyasında
elinde bir papatya
"seviyor, sevmiyor"
22 Şubat 2011 Salı
13 Şubat 2011 Pazar
Dysphoria*
Sadece saatler sonra, 14 şubat günü sabahın 8inde G412'de homeroom duyuruları dinliyor olacağım. Yani çocukluk deyimiyle: yatcaz kalkcaz sabah olcak okula gitçez.
Mailbox'umda "As you come to class tomorrow..." diye başlayan bir var. Bu gerçekle yüzleşmek istemiyorum hem özlemedim ki ben okulu hiç, niye açılıyor?
Bliss dinliyorum mutluluk aşılasın diye ama olmuyor.
Evet dostlar, Muse'un Bliss şarkısının klibinde boşluğa düşen Bellamy gibi ironik bir ruh hali içindeyim.
*dysphoria: an emotional state characterized by anxiety, depression and restlessness.
Mailbox'umda "As you come to class tomorrow..." diye başlayan bir var. Bu gerçekle yüzleşmek istemiyorum hem özlemedim ki ben okulu hiç, niye açılıyor?
Bliss dinliyorum mutluluk aşılasın diye ama olmuyor.
Evet dostlar, Muse'un Bliss şarkısının klibinde boşluğa düşen Bellamy gibi ironik bir ruh hali içindeyim.
*dysphoria: an emotional state characterized by anxiety, depression and restlessness.
11 Şubat 2011 Cuma
Kış gelmiş de geçiyormuş İstanbul'da.
İstanbul'u çok seviyoruz falan da, hakkında nefret ettiğim bir gerçek varsa- trafik sorunu hariç- o da ekim-kasım gibi başlayan yağmurlu-puslu-gri havaların nisan ortasına kadar terketmemesidir şehri. Gökyüzü ağladıkça, beni de üzüntülğ yapıyor; gri hava zaten kararmaya müsait içimi iyice karartıyor. Bir de buna okulun kasvetli havası eklenince iyice huzursuz oluyorum. Ha birde havanın erkencecik kararıyor olması gerçeği var ki, sanırım bundan şikayetçi olmayan yoktur.
Amerikalı bir hocam da bu fikrimi paylaştığını söyledi ve ekledi: "Etrafına bir bak, herkes simsiyah giyiniyor kışın!" Haksız sayılmaz. Cıvıl cıvıl yaz günlerinde kırmızılar turuncular pembeler turkuazlar giyen neşeli insanlar, kışın havanın yasına ayak uydurup siyaha bürünüyorlar. Kendi adıma bir yorum getirmem gerekirse, ben pek turuncu ya da fuşya ruhlu bir insan değilim öyle cıvıl cıvıl da giyindiğim söylenemez ama en azından thegirlwithkaleidescopeeyes'la "Summer elbisesi" diye nitelendirdiğimiz çıtı pıtı hafif yazlık elbiselerimi giymeyi özledim. Ee zaten bahar çocuğuyum ben, esen ılık rüzgarla burnuma gelen çiçek kokularını, çimenler üzerine yayılıp papatya fallarına dalmayı sevenlerdenim.
Konuyu fazla dağıtmadan sadede gelelim:
Şubat ayının ortasında -öhöm kardan adam yapıp buzda yürümekte zorlanıyor olmamız gereken zamandan bahsediyorum- nisan mayıstan kalma güneşli bir hava var: muhteşem. Ama ben hala şapa+atkı+eldiven üçlüsü olmadan dışarıya çıkamıyor, güneş'in tam en tepe olduğu öğle vakti eldivenli ellerimi güneşe çevirip ısıtıyorum.
Evet bildiniz! İçim üşüyor benim, içimi ısıtıcak bir önerisi olan?
Not: Duyduğuma göre güneş ışığı frekansında ışık veren lambalar varmış, gören duyan olursa puslu kış günlerimde ışık yakıp beni sevindirir mi?
Amerikalı bir hocam da bu fikrimi paylaştığını söyledi ve ekledi: "Etrafına bir bak, herkes simsiyah giyiniyor kışın!" Haksız sayılmaz. Cıvıl cıvıl yaz günlerinde kırmızılar turuncular pembeler turkuazlar giyen neşeli insanlar, kışın havanın yasına ayak uydurup siyaha bürünüyorlar. Kendi adıma bir yorum getirmem gerekirse, ben pek turuncu ya da fuşya ruhlu bir insan değilim öyle cıvıl cıvıl da giyindiğim söylenemez ama en azından thegirlwithkaleidescopeeyes'la "Summer elbisesi" diye nitelendirdiğimiz çıtı pıtı hafif yazlık elbiselerimi giymeyi özledim. Ee zaten bahar çocuğuyum ben, esen ılık rüzgarla burnuma gelen çiçek kokularını, çimenler üzerine yayılıp papatya fallarına dalmayı sevenlerdenim.
Konuyu fazla dağıtmadan sadede gelelim:
Şubat ayının ortasında -öhöm kardan adam yapıp buzda yürümekte zorlanıyor olmamız gereken zamandan bahsediyorum- nisan mayıstan kalma güneşli bir hava var: muhteşem. Ama ben hala şapa+atkı+eldiven üçlüsü olmadan dışarıya çıkamıyor, güneş'in tam en tepe olduğu öğle vakti eldivenli ellerimi güneşe çevirip ısıtıyorum.
Evet bildiniz! İçim üşüyor benim, içimi ısıtıcak bir önerisi olan?
Not: Duyduğuma göre güneş ışığı frekansında ışık veren lambalar varmış, gören duyan olursa puslu kış günlerimde ışık yakıp beni sevindirir mi?
2 Şubat 2011 Çarşamba
"Defne Joy Foster, Hayatını Kaybetti."
02.02.2011
Yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgideyiz hepimiz, ancak farketmiyoruz çoğu zaman bunu. Sebep ne mi dersiniz? Yüzümüzü ölüm tarafına çevirip yürümek ironik geldiğinden midir, yoksa bu ince çizgi üzerinde yaptığımız canbazlığı kabullenmeyişimizden midir bilmiyorum. Kabullenemeyişin sebebi korku, ağır üzüntü vs olabilir.
Haberlerde her gün çıkan "otobüs devrildi 14 ölü,5 yaralı" haberleri hariç, şöyle ya da böyle tanıdığım, en azından ismini duymuş olduğum yani varlığını aklımla onayladığım kişilerin hayatlarını kaybetmelerinden çok etkileniyorum. Boğazım düğümleniyor, nefes alamıyorum, gözlerimi kapatıyorum; böyle bir haberi öğrendiğim anı yaşamış olmayı inkar ediyorum bir bakıma.
Bugün de aynı şey oldu. Sabahtan beri aklımın içinde bir yerlerde onun görüntüleri dolaşıyor ve birden bire acı gerçekle yüzleştiriyorum kendimi, " o artık nefes almıyor". Kulağa basit geliyor olabilir ama o kadar yıkıcı bir durum ki bu, şuan ifade etmekte zorlanıyorum.
09.02.2011
Bir hafta önce yazmıştım yukardaki postu ama yayınlamadım nedense, beklemek istedim.
Herkes alıştı, haberlerde daha az yer alıyor falan;ben de daha az düşünüyorum budurum hakkında sanırım ama hala beni zayıflığımda tutsak etmeye yeter nitelikte bu durum. üzgünüm.
Yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgideyiz hepimiz, ancak farketmiyoruz çoğu zaman bunu. Sebep ne mi dersiniz? Yüzümüzü ölüm tarafına çevirip yürümek ironik geldiğinden midir, yoksa bu ince çizgi üzerinde yaptığımız canbazlığı kabullenmeyişimizden midir bilmiyorum. Kabullenemeyişin sebebi korku, ağır üzüntü vs olabilir.
Haberlerde her gün çıkan "otobüs devrildi 14 ölü,5 yaralı" haberleri hariç, şöyle ya da böyle tanıdığım, en azından ismini duymuş olduğum yani varlığını aklımla onayladığım kişilerin hayatlarını kaybetmelerinden çok etkileniyorum. Boğazım düğümleniyor, nefes alamıyorum, gözlerimi kapatıyorum; böyle bir haberi öğrendiğim anı yaşamış olmayı inkar ediyorum bir bakıma.
Bugün de aynı şey oldu. Sabahtan beri aklımın içinde bir yerlerde onun görüntüleri dolaşıyor ve birden bire acı gerçekle yüzleştiriyorum kendimi, " o artık nefes almıyor". Kulağa basit geliyor olabilir ama o kadar yıkıcı bir durum ki bu, şuan ifade etmekte zorlanıyorum.
09.02.2011
Bir hafta önce yazmıştım yukardaki postu ama yayınlamadım nedense, beklemek istedim.
Herkes alıştı, haberlerde daha az yer alıyor falan;ben de daha az düşünüyorum budurum hakkında sanırım ama hala beni zayıflığımda tutsak etmeye yeter nitelikte bu durum. üzgünüm.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

