i need your loving like the sunshine.
gök gürlüyor,deli gibi yağmur var. ben,güneş'e hasret- belki de muhtaç.
CLEM: You don't tell me things, Joel. I'm an open book.I tell you everything.Every damn embarrassing thing.You don't trust me.
JOEL: Constantly talking isn't necessarily communicating.
CLEM: I don't do that.I want to know you.
JOEL:Hmm?
CLEM: I don't constantly talk.Jesus! People have to
share things, Joel.
JOEL:Mm-hmm.
CLEM: That's what intimacy is. I'm really pissed that you said that to me.
JOEL:I'm sorry. It just... really just isn't that interesting.
CLEM:I wanna read some of those journals you're constantly scribbling in. What do you write in there if you don't have any thoughts
or passions or...Iove?
29 Haziran 2010 Salı
22 Haziran 2010 Salı
Sade süt.
Blog değişti (!)*
Belki ilk kez basitliğe dönme isteğim bu.
Beyaz, düz, minimal bir şey olsun dedim ve daha sadesini buluncaya kadar bloggerın bana sunduğu bu şablonu kullanıcam.
Neden mi?
Etrafımda dönem erkekler basit yaratıklardır siz dişiler fazla karmaşıksınız. Bizimle anlaşmak istiyorrsanız ucundandokunduranlaflarda vazgeçin, lönk diye direk konuya girinlerden mi dersiniz
yoksa az önce kütüphanemden çıkarıp okuyunca yeniden farkettiğim,geçen sene nonfiction dersi için özene bezene yaptığım poetry portfolio'mda yer alan çok sevdiğim bir erkek arkadaşımın benim biyografimi yazarken key word olarak "overmetaphoric" kelimesini kullanması mı dersiniz
yoksa ruhum sıkıldı artık, kendime düz beyaz bir sayfa mı açmak istiyorum dersiniz
bu liste uzar gider...
belki de sadece bir değişiklik istedim bilmiyorum (bu değişikliğin diğer blogger arkdaşlarımla hiç alakası yok yukardaki nedenlerden de anlaşılacağı üzere) belki de yazıların karmaşıklığını böyle dindiriyim istedim.
ben ani bir kararla tekrar karartana kadar buraları, White is the new black.
beğenmeyen?
*Yalan
Belki ilk kez basitliğe dönme isteğim bu.
Beyaz, düz, minimal bir şey olsun dedim ve daha sadesini buluncaya kadar bloggerın bana sunduğu bu şablonu kullanıcam.
Neden mi?
Etrafımda dönem erkekler basit yaratıklardır siz dişiler fazla karmaşıksınız. Bizimle anlaşmak istiyorrsanız ucundandokunduranlaflarda vazgeçin, lönk diye direk konuya girinlerden mi dersiniz
yoksa az önce kütüphanemden çıkarıp okuyunca yeniden farkettiğim,geçen sene nonfiction dersi için özene bezene yaptığım poetry portfolio'mda yer alan çok sevdiğim bir erkek arkadaşımın benim biyografimi yazarken key word olarak "overmetaphoric" kelimesini kullanması mı dersiniz
yoksa ruhum sıkıldı artık, kendime düz beyaz bir sayfa mı açmak istiyorum dersiniz
bu liste uzar gider...
belki de sadece bir değişiklik istedim bilmiyorum (bu değişikliğin diğer blogger arkdaşlarımla hiç alakası yok yukardaki nedenlerden de anlaşılacağı üzere) belki de yazıların karmaşıklığını böyle dindiriyim istedim.
ben ani bir kararla tekrar karartana kadar buraları, White is the new black.
beğenmeyen?
*Yalan
21 Haziran 2010 Pazartesi
Zaman ağır ol henüz erken ...
"Akmayan gözyaşları kalpte birikirler,zamanla kabuk tutarlar ve kirecin çamaşır makinesini tıkaması gibi kalbi tıkayıp felç ederler."
Sussanna Tamaro, Yüreğinin Götürdüğü Yere Git
Yaklaşık bir aydır akmayan göz yaşlarım, iki kelimeyle akmaya başladı:
"seni özledim"
of.
Sussanna Tamaro, Yüreğinin Götürdüğü Yere Git
Yaklaşık bir aydır akmayan göz yaşlarım, iki kelimeyle akmaya başladı:
"seni özledim"
of.
Uzak İhtimallerde Tek Başına
onca zaman olmuş seni tanıyalı.
onlarca saniye
dakika
saat
gün
ay
ve birkaç yıl.
şimdi konuşmuyoruz,
çünkü...
bağlanamıyoruz artık hiçbirşeye
kendimizden veremiyoruz.
yalan!
sen hiçbir zaman istememiştin zaten
varlığımı varlığında
benimse gücüm tükendi,
tutamıyorum artık
eteklerinden gömleklerinin.
yarın beni arasan,
ne derim ki?
susar mıyım, yoksa
sorabilir miyim
nerdeydin diye?
kızabilir miyim sana,
kendime kızmadan?
sevebilir mi yeniden
tuzla buz olmuş kalbim?
biliyorum.
uzak ihtimallere yolculuğum;
sözlerim
düşüncelerim
kalbim
hepsi o olmayan dünyada
sıkışık ve buruşuk.
sen sadece sus
küçük kabuğunda,
kapa gözlerini bana
hepsine tamam.
ama son bir dileğim var;
sessiz sessiz dinle
sesimin ayna buğusundaki izini.
onlarca saniye
dakika
saat
gün
ay
ve birkaç yıl.
şimdi konuşmuyoruz,
çünkü...
bağlanamıyoruz artık hiçbirşeye
kendimizden veremiyoruz.
yalan!
sen hiçbir zaman istememiştin zaten
varlığımı varlığında
benimse gücüm tükendi,
tutamıyorum artık
eteklerinden gömleklerinin.
yarın beni arasan,
ne derim ki?
susar mıyım, yoksa
sorabilir miyim
nerdeydin diye?
kızabilir miyim sana,
kendime kızmadan?
sevebilir mi yeniden
tuzla buz olmuş kalbim?
biliyorum.
uzak ihtimallere yolculuğum;
sözlerim
düşüncelerim
kalbim
hepsi o olmayan dünyada
sıkışık ve buruşuk.
sen sadece sus
küçük kabuğunda,
kapa gözlerini bana
hepsine tamam.
ama son bir dileğim var;
sessiz sessiz dinle
sesimin ayna buğusundaki izini.
20 Haziran 2010 Pazar
Patates-tuz falan.
Arkadaş ortamında yemek yapmak, yemepin tuzlu olması, patatesin tuz çekmesi bıdı bıdı konuşulmaktadır. Dikkat bu muhabbet yemek yapmayan/yapmayı bilmeyen iki erkekle yapılmaktadır.
Burcu: (patates tuz muz bişiler diyo)
Ben: Ben yemek yapıyorum, patates tuz çeker! bkz. desperate housewife.
-şimdi komik olmadı bu dimi? ama o zmn komikti. al bak neden anılarımı yazmamam gerektiğine yazılı kanıt.
dibenot: Tuz'a nerden geldik dersen, tekila derim ama boşver.
Burcu: (patates tuz muz bişiler diyo)
Ben: Ben yemek yapıyorum, patates tuz çeker! bkz. desperate housewife.
-şimdi komik olmadı bu dimi? ama o zmn komikti. al bak neden anılarımı yazmamam gerektiğine yazılı kanıt.
dibenot: Tuz'a nerden geldik dersen, tekila derim ama boşver.
Cönk
Edebiyat finali öncesi (ya da sonrası bilmiyorum):
Angie: Valla biri ilerde bi mizah dergisi çıkarırsa adını CÖNK koysun. Cönk çok uygun bir isim diil mi?
Evet bencede öyle angiem.
bu arada, cönk ne diyen olursa hiç kalıbının kelimesi diil söliim.
Angie: Valla biri ilerde bi mizah dergisi çıkarırsa adını CÖNK koysun. Cönk çok uygun bir isim diil mi?
Evet bencede öyle angiem.
bu arada, cönk ne diyen olursa hiç kalıbının kelimesi diil söliim.
Anı kırıntıları
Düşünmek yorar ya insanı, öyle işte. Gözlerini kapatınca gözünün önünden geçen anlamsız şekilsiz renk silsilesi; farklı ağızlardan başka başka zamanlarda çıkmış yarım yamalak cümleler, diyalog parçaları yorar insanı. Çünkü birşey arıyorsundur. Bir küçücük detayi mimik, söz, melodi... Hayatın kocamanlığı içinde aklının bir köşesinde halının altına süpürülmüş bir kırıntı...
Belki anlamsız bişi, muhtemelen gereksiz ama beynin hızla karıştırır çekmecelerini aklının ve eline geçen her alakasız şeyi tutup savurur bir kenara. Zaman geçer. Aradığını bulsan da bulmasan da elinde kalan bir şey vardır: Gözlerinin önünde yerden kaldırılıp çekmecedeki yerlerine girmeyi bekleyen anı parçaları. Hepsini tek tek gözden geçirip, düzeltip koymalıdır şimdi. Tek tek o anlara geri dönüp, onları tekrar yaşamak bazen sevinmek çoğu zaman üzülmek...
Düşünmemek lazım işte, lanet anıları karıştırmamak. Çünkü,geçmiş kuyusuna saatlerce bakıp, karanlıkta bir küçük ışık aramak işte böyle birşey, yoruyor insanı.
Belki anlamsız bişi, muhtemelen gereksiz ama beynin hızla karıştırır çekmecelerini aklının ve eline geçen her alakasız şeyi tutup savurur bir kenara. Zaman geçer. Aradığını bulsan da bulmasan da elinde kalan bir şey vardır: Gözlerinin önünde yerden kaldırılıp çekmecedeki yerlerine girmeyi bekleyen anı parçaları. Hepsini tek tek gözden geçirip, düzeltip koymalıdır şimdi. Tek tek o anlara geri dönüp, onları tekrar yaşamak bazen sevinmek çoğu zaman üzülmek...
Düşünmemek lazım işte, lanet anıları karıştırmamak. Çünkü,geçmiş kuyusuna saatlerce bakıp, karanlıkta bir küçük ışık aramak işte böyle birşey, yoruyor insanı.
yazmıyorum, evet.
Yazmıyorum yazmıyorum ama kimse yazmıyosun demiyo.
Yarım kalmış, tamamlanmamak üzere bekleyen postlar mı dersiniz yoksa göz bebeklerimden içeri girip aklımın bi taraflarına yerleşmiş olaylar mı dersiniz.. o kadar çok şey vardı ki yazılası. hepsi bir yerlerde, başka postlarda, arkadaş sohbetlerinde, telefon konuşmalarında, inceden dokundurulan laflarda izlerini belli edecekler eminim.
evet, yazmıyorum yazmıyorum ama zaten kimse neden demiyo.
Yarım kalmış, tamamlanmamak üzere bekleyen postlar mı dersiniz yoksa göz bebeklerimden içeri girip aklımın bi taraflarına yerleşmiş olaylar mı dersiniz.. o kadar çok şey vardı ki yazılası. hepsi bir yerlerde, başka postlarda, arkadaş sohbetlerinde, telefon konuşmalarında, inceden dokundurulan laflarda izlerini belli edecekler eminim.
evet, yazmıyorum yazmıyorum ama zaten kimse neden demiyo.
7 Haziran 2010 Pazartesi
içses.
Jolene, jolene, jolene, jolene
Im begging of you please don't take my man
Jolene, jolene, jolene, jolene
Please don't take him just because you can
Your beauty is beyond compare
With flaming locks of auburn hair
With ivory skin and eyes of emerald green
Your smile is like a breath of spring
Your voice is soft like summer rain
And I cannot compete with you, jolene
He talks about you in his sleep
There's nothing I can do to keep
From crying when he calls your name, jolene
And I can easily understand
How you could easily take my man
But you don't know what he means to me, jolene
Jolene, jolene, jolene, jolene
Im begging of you please don't take my man
Jolene, jolene, jolene, jolene
Please don't take him just because you can
You could have your choice of men
But I could never love again
Hes the only one for me, jolene
I had to have this talk with you
My happiness depends on you
And whatever you decide to do, jolene
Jolene, jolene, jolene, jolene
Im begging of you please don't take my man
Jolene, jolene, jolene, jolene
Please don't take him even though you can
More lyrics: http://www.lyricsfreak.com/d/dolly+parton/#share
Im begging of you please don't take my man
Jolene, jolene, jolene, jolene
Please don't take him just because you can
Your beauty is beyond compare
With flaming locks of auburn hair
With ivory skin and eyes of emerald green
Your smile is like a breath of spring
Your voice is soft like summer rain
And I cannot compete with you, jolene
He talks about you in his sleep
There's nothing I can do to keep
From crying when he calls your name, jolene
And I can easily understand
How you could easily take my man
But you don't know what he means to me, jolene
Jolene, jolene, jolene, jolene
Im begging of you please don't take my man
Jolene, jolene, jolene, jolene
Please don't take him just because you can
You could have your choice of men
But I could never love again
Hes the only one for me, jolene
I had to have this talk with you
My happiness depends on you
And whatever you decide to do, jolene
Jolene, jolene, jolene, jolene
Im begging of you please don't take my man
Jolene, jolene, jolene, jolene
Please don't take him even though you can
More lyrics: http://www.lyricsfreak.com/d/dolly+parton/#share
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

