1 Temmuz 2011 Cuma

Hayalperest fındık kabuğundan bildirdi:

Gelse mesela elinde bir kutu çikolata kaplı bademle.....

28 Haziran 2011 Salı

günün özü

elle tutulur hiçbir sebep yokken gözyaşı biriktiriyorsa insan, ve damla damla süzülüyorsa bunlar yanaklarından günün en sıcak saati kalabalık bir otobüs içinde camdan akan trafiği izliyormuş gibi yaparken o, zamanın aşındıramadığı bir hikaye hortlamış demektir olgunlaşan şartlar altında: kararsız bir haziran havası, boş bir ev, içecek kimse olmadığı için demlenmeyen çay ile azıcık peynir ve bir dilim ekmekle yapılan kahvaltı.

kalkmam gereken saatte kalkamadığımda anlamıştım zaten güzel bir gün olmayacağını bunun. aynaya baktığımda gördüğüm ise habercisiydi hiç- de- iyi- olmayan- günün: ya dün çok güzeldim ya bugün çok çirkin.

16 Haziran 2011 Perşembe

Give me the shots

15 HAZİRAN 2001.

12 Haziran 2011 Pazar

13'üncü pazartesi.

Hayır, 13. cuma kadar tanıdık değil belki ama onun doğum günü.

İyiki doğdun sarısaçlımavigözlükız.

(1 günle oy kullanamamak nasıl bir duygu meraklar içindeyim)
(ve evet bu posta ADSIZ yorum yazınca kimliğini belli edeceksin)






ps. aslında ben sen yorum yazmasanda kimliğini belli ettim bile

Son gün(ler)

Kısacık ömrümün en güzel cuma akşamlarından biriydi 10 haziran 2011...
Belki de bu güne kadar hayatın beni yaşamak zorunda bıraktırdığı en zor dönemi anlatmada birinci büyük kapıydı açılması gereken 10 hazran 2011....

En güzel arkadaşlarla yapılmış güzel sohbetlerin ardından, güzel insanlarla gidilmiş çok güzel bir konser, güzel şarkılar eşliğinde insana "yaşamanın" ne denli gerekli olduğunu hatırlatan bir cuma gecesi...
(güzel sözcüğünü eskimeliyse, bu cümlede eskimesini istedim.)

ortaçgil'in "ama ben, ben olmazsam yaşayamam ki" diyerek "ben'i" keşfetmeye, somutlaştırmaya teşvik eden sesiyle ince ince yağan sonra dinen yaz yağmurunun sentezlendiği bir cuma gecesi....

bir cuma gecesi ki bir hafta öncesinden o kadar yoğunluğa rağmen hayalleri kurulan, iple çekilen ve geldiğinde de kuş gibi özgür hissedilen...

Ha.. Kısacık ömrüm dedim de yetmişini aşmış birinin sözü gibi oldu. Büyüdüğümü hissedecek yaştayım. Zira en son sandık başına gittiğimizde kabine annemin yanında girerken bugün tekbaşımaydım çarşaf gibi bir pusula, mühür ve zarf ile.

Babamın doğum günü bugün, ellilerinin ortalarında artık. Bazen anlaşamasak da o olmasaydı ben'imin parçaları eksik olurdu, iyiki var...

Dolap temizliği vardı bugün, olmayan pantalon görünce sevineceğime bu kadar inanamazdım ... Bir az daha gayret etsem, sağlam bir alışverişe çıkacağım güne geleceğiz ama daha vakit var...

Sahilde yürüyüş yaptık ailece sabahleyin... Güneş gri bulutların arkasına saklanmıştı ama bu burnumu kızartmaya yetmiş, eve gelip de aynaya bakınca şaşırdım.

Akşam yemeğini de ben hazırladım, yine bir deneysel çalışma... Detayları bilmek isterseniz seve seve anlatırım...

Anlatacak çok şey var aslında, birazını da gerçek zamanlı sohbetlere bırakıyorum...

Önümüzdeki hafta özgürlüğümün doruklarında olacağım (sen, sen ve senle beraber...)

8 Haziran 2011 Çarşamba

Unuttum mu burayı?

Hayır, aksine senin, senin, onun ve onun bloguna sık sık bakarken arada bir buraya da bakıyorum bir hareket var mı diye.

En son birinden YAZ ARTIK! çağrısı gelmeden yazmamaya karar vermiştim, o çağrı geldi ve şimdi yazıyorum işte sevgili arkadaşım.

Bu blog zamanında karalar bağlamıştı, sonra kabuk değiştirdi beyazlara boyandı. bu sırada ben karalar bağladım, beyazlar ağır geldi. bildiğim tek birşey var o da şudur: Alt başlığı nasıl koyduğumu hatırlamıyorum, beğenmemesini beklediğim biri beğenmişti ama bana çok arabesk geliyor bazen. Değiştirmiyorum ama.. Neden mi? Empresyonistler nasıl ki yansımalarda görürlerse gerçeğin izlerini ve yansıtırlarsa duygularını üstü kapalı, ben de içten içe yapıyorum sanırım bunu çok da farkında olmadan...

Hala dokunmak istiyor musun sesimin ayna buğusunda çıkardığı izlere?

10 Mayıs 2011 Salı

As you get older...

here's another thing you lose: your thymus gland.

8 Mayıs 2011 Pazar

Life is fun when you look at it from the evolutionary point of view.

"A depressed mood is common during illnesses, such as influenza. It has been argued that this is an evolved mechanism that assists the individual in recovering by limiting his/her physical activity."

OHANNESBURGER.

bkz. wikipedia says so.

20 Nisan 2011 Çarşamba

Theme of the day:

REVOLT.

18 Nisan 2011 Pazartesi

Maroon 5.

konserden saatler öncesi: someone: " Maroon 5 is coming tonight!!!" lovely: "what?! MORON 5?" class: oha. konserden dakikalar öncesi: Biletix bilet fiyatı: 98 lira. Biletix teslimat gişesindeki kuyruk : 100 metre. Bilet satış fiyatı: 90 lira. Bilet satış gişesindeki kuyruk: does not exist. konser sırası: "yok artık, naptım" moments. konserden dakikalar sonra: nothing exciting. konserden günler sonra: "im not falling in love with ya, im not falling in love till i get a little more from you babe" bottom line: VE TANRI ADAMI YARATTI. not-so-interesting note: tahmini yaş ortalaması :14.7

10 Nisan 2011 Pazar

note to self.

sometimes you shouldn't ask questions that you know the answers to. you may still get upset, eventhough you know you won't hear what you want to hear.

7 Nisan 2011 Perşembe

Fact

Bu hafta Atlas'ta geçirdiğim toplam süre dün geceki uykumdan daha uzun olabilir.

2 Nisan 2011 Cumartesi

Confessional Prose

Öyle bir his var içimde, sanki her şeyi geriden takip ediyormuşum gibi. Kulaklarım iyi duymuyor, gözlerim bozuk, algılarım kapalı mı acaba? Hayır. E neden o zaman? düşün düşün düşünde düş düşün. bitti mi hiç sonu gelmeyen hastalıklarım sonunda? yoksa ben dermansız bir hastalığa mı yakalandım? Derdini söylemeyen derman bulamaz ya, belki ondandır halim. konuş konuş konu konuş. çünkü sustum kimse anlamak için çabalamadığında bir daha asla kıpırdatmamak üzere dudaklarımı.

29 Mart 2011 Salı

:)

bahar geldiğinde mi ben böyle olurum?

Upcoming

Why should the poet step out of her shoes, Is it not just enough to wear a new pair of glasses?

21 Mart 2011 Pazartesi

Midnight

I'm running out of energy to
catch the flying time.
Helpless I stay here
in the transitory state
between here and there,
Imprisoned.

16 Mart 2011 Çarşamba

istek.

Yarını sonuna kadar yaşamak istiyorum.

10 Mart 2011 Perşembe

Bir Küçük Deney

TV kapalı.
Perdeler ve ışıklar da öyle.
Evde ne bir ses ne bir seda, yalnız başımaydım o gece.
Saatler boyu tek ışık kaynağım açık bilgisayarın yorucu ışığıydı.
Sessizlik istedim sanırım azıcık, müzik bile açmaya tenezzül etmedim.
Yemek yedim sessiz, biraz ödev yapmaya çalıştım, internette gezindim kafamı dağıtmak için.
Odamdan çıkmadım neredeyse hiç.
Yalnız,
Sessiz,
Biraz hüzünlü,
Öldürdüm saatleri.
Hep isteriz ya yapmayı, yalnız kalıp başımızı dinlemeyi, onu yaptım.
Ya da deriz ya kimse varlığımızı önemseyip beraber geçirilecek bir zaman, bir kahve, konuşulacak iki çift laf önermediğinde "yok, ben biraz yalnız kalmak istiyordum zaten"
diye avuturuz ya kendimizi, daha çok bunu yaptım.

Kandırmaya çalıştım kendimi,
Alıştırmaya belki biraz yalnızlığa.
Ben bir küçük deney yaptım,
Sonuçlarından memnun kalmadığım.

5 Mart 2011 Cumartesi

Dis Moi Que L'Amour



Ben yazmam gerekn öykü için Parnas dağında musa'ları görmeye gitmeye hazırlanırken alın size dünya güzeli bir şarkı ve klip.

22 Şubat 2011 Salı

Akşam olunca birden,

kararınca hava
ve oturur uyku cüceleri
minik kızın göz kapaklarına
bakarcasına papatya fallarına
"seviyor, sevmiyor"
ninni söylerler
"seviyor, sevmiyor"
dalar uykuya kız
yavaştan.
ninni bitmez ama,
sürer gider, bu kez rüyasında
elinde bir papatya
"seviyor, sevmiyor"