28 Haziran 2011 Salı

günün özü

elle tutulur hiçbir sebep yokken gözyaşı biriktiriyorsa insan, ve damla damla süzülüyorsa bunlar yanaklarından günün en sıcak saati kalabalık bir otobüs içinde camdan akan trafiği izliyormuş gibi yaparken o, zamanın aşındıramadığı bir hikaye hortlamış demektir olgunlaşan şartlar altında: kararsız bir haziran havası, boş bir ev, içecek kimse olmadığı için demlenmeyen çay ile azıcık peynir ve bir dilim ekmekle yapılan kahvaltı.

kalkmam gereken saatte kalkamadığımda anlamıştım zaten güzel bir gün olmayacağını bunun. aynaya baktığımda gördüğüm ise habercisiydi hiç- de- iyi- olmayan- günün: ya dün çok güzeldim ya bugün çok çirkin.

16 Haziran 2011 Perşembe

Give me the shots

15 HAZİRAN 2001.

12 Haziran 2011 Pazar

13'üncü pazartesi.

Hayır, 13. cuma kadar tanıdık değil belki ama onun doğum günü.

İyiki doğdun sarısaçlımavigözlükız.

(1 günle oy kullanamamak nasıl bir duygu meraklar içindeyim)
(ve evet bu posta ADSIZ yorum yazınca kimliğini belli edeceksin)






ps. aslında ben sen yorum yazmasanda kimliğini belli ettim bile

Son gün(ler)

Kısacık ömrümün en güzel cuma akşamlarından biriydi 10 haziran 2011...
Belki de bu güne kadar hayatın beni yaşamak zorunda bıraktırdığı en zor dönemi anlatmada birinci büyük kapıydı açılması gereken 10 hazran 2011....

En güzel arkadaşlarla yapılmış güzel sohbetlerin ardından, güzel insanlarla gidilmiş çok güzel bir konser, güzel şarkılar eşliğinde insana "yaşamanın" ne denli gerekli olduğunu hatırlatan bir cuma gecesi...
(güzel sözcüğünü eskimeliyse, bu cümlede eskimesini istedim.)

ortaçgil'in "ama ben, ben olmazsam yaşayamam ki" diyerek "ben'i" keşfetmeye, somutlaştırmaya teşvik eden sesiyle ince ince yağan sonra dinen yaz yağmurunun sentezlendiği bir cuma gecesi....

bir cuma gecesi ki bir hafta öncesinden o kadar yoğunluğa rağmen hayalleri kurulan, iple çekilen ve geldiğinde de kuş gibi özgür hissedilen...

Ha.. Kısacık ömrüm dedim de yetmişini aşmış birinin sözü gibi oldu. Büyüdüğümü hissedecek yaştayım. Zira en son sandık başına gittiğimizde kabine annemin yanında girerken bugün tekbaşımaydım çarşaf gibi bir pusula, mühür ve zarf ile.

Babamın doğum günü bugün, ellilerinin ortalarında artık. Bazen anlaşamasak da o olmasaydı ben'imin parçaları eksik olurdu, iyiki var...

Dolap temizliği vardı bugün, olmayan pantalon görünce sevineceğime bu kadar inanamazdım ... Bir az daha gayret etsem, sağlam bir alışverişe çıkacağım güne geleceğiz ama daha vakit var...

Sahilde yürüyüş yaptık ailece sabahleyin... Güneş gri bulutların arkasına saklanmıştı ama bu burnumu kızartmaya yetmiş, eve gelip de aynaya bakınca şaşırdım.

Akşam yemeğini de ben hazırladım, yine bir deneysel çalışma... Detayları bilmek isterseniz seve seve anlatırım...

Anlatacak çok şey var aslında, birazını da gerçek zamanlı sohbetlere bırakıyorum...

Önümüzdeki hafta özgürlüğümün doruklarında olacağım (sen, sen ve senle beraber...)

8 Haziran 2011 Çarşamba

Unuttum mu burayı?

Hayır, aksine senin, senin, onun ve onun bloguna sık sık bakarken arada bir buraya da bakıyorum bir hareket var mı diye.

En son birinden YAZ ARTIK! çağrısı gelmeden yazmamaya karar vermiştim, o çağrı geldi ve şimdi yazıyorum işte sevgili arkadaşım.

Bu blog zamanında karalar bağlamıştı, sonra kabuk değiştirdi beyazlara boyandı. bu sırada ben karalar bağladım, beyazlar ağır geldi. bildiğim tek birşey var o da şudur: Alt başlığı nasıl koyduğumu hatırlamıyorum, beğenmemesini beklediğim biri beğenmişti ama bana çok arabesk geliyor bazen. Değiştirmiyorum ama.. Neden mi? Empresyonistler nasıl ki yansımalarda görürlerse gerçeğin izlerini ve yansıtırlarsa duygularını üstü kapalı, ben de içten içe yapıyorum sanırım bunu çok da farkında olmadan...

Hala dokunmak istiyor musun sesimin ayna buğusunda çıkardığı izlere?