Kısacık ömrümün en güzel cuma akşamlarından biriydi 10 haziran 2011...
Belki de bu güne kadar hayatın beni yaşamak zorunda bıraktırdığı en zor dönemi anlatmada birinci büyük kapıydı açılması gereken 10 hazran 2011....
En güzel arkadaşlarla yapılmış güzel sohbetlerin ardından, güzel insanlarla gidilmiş çok güzel bir konser, güzel şarkılar eşliğinde insana "yaşamanın" ne denli gerekli olduğunu hatırlatan bir cuma gecesi...
(güzel sözcüğünü eskimeliyse, bu cümlede eskimesini istedim.)
ortaçgil'in "ama ben, ben olmazsam yaşayamam ki" diyerek "ben'i" keşfetmeye, somutlaştırmaya teşvik eden sesiyle ince ince yağan sonra dinen yaz yağmurunun sentezlendiği bir cuma gecesi....
bir cuma gecesi ki bir hafta öncesinden o kadar yoğunluğa rağmen hayalleri kurulan, iple çekilen ve geldiğinde de kuş gibi özgür hissedilen...
Ha.. Kısacık ömrüm dedim de yetmişini aşmış birinin sözü gibi oldu. Büyüdüğümü hissedecek yaştayım. Zira en son sandık başına gittiğimizde kabine annemin yanında girerken bugün tekbaşımaydım çarşaf gibi bir pusula, mühür ve zarf ile.
Babamın doğum günü bugün, ellilerinin ortalarında artık. Bazen anlaşamasak da o olmasaydı ben'imin parçaları eksik olurdu, iyiki var...
Dolap temizliği vardı bugün, olmayan pantalon görünce sevineceğime bu kadar inanamazdım ... Bir az daha gayret etsem, sağlam bir alışverişe çıkacağım güne geleceğiz ama daha vakit var...
Sahilde yürüyüş yaptık ailece sabahleyin... Güneş gri bulutların arkasına saklanmıştı ama bu burnumu kızartmaya yetmiş, eve gelip de aynaya bakınca şaşırdım.
Akşam yemeğini de ben hazırladım, yine bir deneysel çalışma... Detayları bilmek isterseniz seve seve anlatırım...
Anlatacak çok şey var aslında, birazını da gerçek zamanlı sohbetlere bırakıyorum...
Önümüzdeki hafta özgürlüğümün doruklarında olacağım (sen, sen ve senle beraber...)
12 Haziran 2011 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


0 tane uğurböceği:
Yorum Gönder