İstanbul'u çok seviyoruz falan da, hakkında nefret ettiğim bir gerçek varsa- trafik sorunu hariç- o da ekim-kasım gibi başlayan yağmurlu-puslu-gri havaların nisan ortasına kadar terketmemesidir şehri. Gökyüzü ağladıkça, beni de üzüntülğ yapıyor; gri hava zaten kararmaya müsait içimi iyice karartıyor. Bir de buna okulun kasvetli havası eklenince iyice huzursuz oluyorum. Ha birde havanın erkencecik kararıyor olması gerçeği var ki, sanırım bundan şikayetçi olmayan yoktur.
Amerikalı bir hocam da bu fikrimi paylaştığını söyledi ve ekledi: "Etrafına bir bak, herkes simsiyah giyiniyor kışın!" Haksız sayılmaz. Cıvıl cıvıl yaz günlerinde kırmızılar turuncular pembeler turkuazlar giyen neşeli insanlar, kışın havanın yasına ayak uydurup siyaha bürünüyorlar. Kendi adıma bir yorum getirmem gerekirse, ben pek turuncu ya da fuşya ruhlu bir insan değilim öyle cıvıl cıvıl da giyindiğim söylenemez ama en azından thegirlwithkaleidescopeeyes'la "Summer elbisesi" diye nitelendirdiğimiz çıtı pıtı hafif yazlık elbiselerimi giymeyi özledim. Ee zaten bahar çocuğuyum ben, esen ılık rüzgarla burnuma gelen çiçek kokularını, çimenler üzerine yayılıp papatya fallarına dalmayı sevenlerdenim.
Konuyu fazla dağıtmadan sadede gelelim:
Şubat ayının ortasında -öhöm kardan adam yapıp buzda yürümekte zorlanıyor olmamız gereken zamandan bahsediyorum- nisan mayıstan kalma güneşli bir hava var: muhteşem. Ama ben hala şapa+atkı+eldiven üçlüsü olmadan dışarıya çıkamıyor, güneş'in tam en tepe olduğu öğle vakti eldivenli ellerimi güneşe çevirip ısıtıyorum.
Evet bildiniz! İçim üşüyor benim, içimi ısıtıcak bir önerisi olan?
Not: Duyduğuma göre güneş ışığı frekansında ışık veren lambalar varmış, gören duyan olursa puslu kış günlerimde ışık yakıp beni sevindirir mi?
11 Şubat 2011 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


0 tane uğurböceği:
Yorum Gönder