Dün kampüste 30-40 metre mesafeden 4 ayaklı, pofuduk dik kuyruklu, kumral, hızlı bir canlı gördüm. Kedi o kedi amma da safsın demeyin, kedi olduğunu ben de biliyorum sadece o kuyruk detayı kediyi inanılmaz yapıyordu. Tam bir SİNCAPKUYRUK! Sincabın kuyruğu nasıl oluyor diyen açsın google'dan baksın. Neyse, o koca pofuduk kuyruk yerle 90 derece açı yaparken pisicikte melodik miyavlar eşliğinde bir o yana bir bu yana koşuşturdu. Tam o sırada orada toplantı halinde bulunan SClerin sözünü kesip kediye bi göz atmalarını istediğimde, önce çok sesli bir OHAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA duyuldu sonrada AZMIŞ dendi. Ben ve sevgili japoncaöğrencekgelecekteyazarolcak arkadaşım büyük bir cesaretle kedinin yanına yaklaşıp onu sevmeye başladık. Daha doğrusu ben sevdim. ve ve ve onun sadece bir kedicik olmadığını daha betimleyici bir tabirle uzun kumral ipek tüylü sincap kuyruk olduğunu anladım. sevdim de sevdim. Ben onun başını sevdim, o benim bacağıma süründü. Boynuna parmağımı koydum, güzel güzel titretti ses tellerini. Karnını sevdim, hoşuna gitti. Kısaca her sokak kedisine yaptığım muameleyi ona da yaptım. Ayrılmakta zor anlar yaşadık. "gel gel!" dedim geldi, beni takip etti. Sonra ayrıldık. Başka bir melodiyle miyavlamaya başladı. Yerleri kokladı kokladı kokladı. Melodi gittikçe hüzünlü olmaya başladı. Artık baya uzaklaşmıştık. Ama değişmeyen bir tek şey vardı ki o da kuyruk. Birlikte geçirdiğimiz süre boyunca asla inmedi aşağıya...
Umarım aradığını bulmuşsundur kedicik. Eğer hala bulamadıysan, sık dişini şurda ne kaldı ki marta! Hem ne demişler: There's plenty of fish in the sea.
10 Şubat 2010 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


0 tane uğurböceği:
Yorum Gönder